100 GÜNDE YELKENLİ İLE SİNGAPUR'A - BÖLÜM 6
- Alper Akpeçe

- 23 Haz 2024
- 4 dakikada okunur
Akay Viran 81'Gv
Bölüm 6
Lanka, Galle Vukuatı ve Kithul Ra ( Toddy ) macerası…
Cochin’den çıktığımızda aksam saatleriydi, havayı kollamış ve kısa sayılabilecek Cochin-Galle etabına başlaıştık. Muson mevsimi olmamasına rağmen bir tekne icin iri sayılabilecek ölü dalgalar ile sallanmaya başlamıştık. Hem yelken, hem de motor ile gidiyorduk. Ilk bir kaç saat rahat olmamıza kalsın gece yarısına doğru şimşekler çakmaya başladı. Şimşekler o kadar sık ve seri çakıyorduki gözlerimizi acamayacak duruma gelmiştik. Sanki fotografçımız inadına karsımıza , yanımıza , tepemize , arkamıza gecmis ve sırf vukuat olsun, vukuatsız kalmayalım diye boyuna flaş patlatıyordu. Gözlerimiz artık sızlamaya başlamıştı. Şimşekler ufka paralel çakmasının yani sıra hiç Yağmur getirmiyordu ama hafif bir rüzgar ve serinlik getirdiği icin bir yandan da katlanıyorduk. Limandan akşamüstü çıktığımıza hayıflanıyorduk. Saatler suren bu simsek seyrinin sonunda perişan olmuştuk. Bu simsek seyrinin tek faydası daha sonraki yıllarda bize ne yapmamamız gerektiğini öğretmiş olmasaydı. Kıyıya yakin yapılan seyirlerde mümkün oldugunca gece seyri yapmayıp, olabildiğince gündüz seyri yapmamız gerektiğini ve bundan da daha önemlisi gece seyrinde serseri mayin gibi nehirlerle denize taşınıp gelen, başıboş ağaç kütüklerine ve devasa tropik ağaç dallarına çarpmamak icin gece seyrinden sakınmamız gerektiğini öğrenmiştik. Şimşekler hiç durmadan çaktığı icin adeta gündüz gibi aydınlatan denizin üstünde dolanıp duran iri yari coconut ağaçlarını ve diğer ağaçların kütüklerini görmemize ve hemen dumene asılıp bunlardan kurtulmamıza şimşeklerin faydası olmuştu. Yoksa bordada çok ciddi hasarlar oluşması kaçınılmaz olacaktı. Hatta dümenimiz bile atıl kalabilirdi. Özetle bu simsek seyri bize bu bölgelerdeki ilk tehlikeyi öğretmişti.

Galle Limanına gelmeden önce nereye gideceğimizi iyice etüd etmiş ve ticari limanın bulunduğu koyun ortasına demir atmamızın uygun olacağını anlamıştık. Ayni zamanda da limanın hemen dışında dogu tarafindaki Closenberg Otelin bahcesinde istakoz yemeyi de hayal ederek hiç tereddüt etmeden Galle limanına bu mevkiye demirlediğimizde bu kadar kısa bir etabın bizi bu kadar yormuş olmasina şaşırdık. Her zamanki gibi elime gemi çantasını alarak limana gittim ve giriş islemlerimizi tamamladım. Dönüşte de yanımda iki yumruk memuruyla tekneye döndüm.


Avrupa ülkelerinde ne liman görevlileri , ne pasaport polisi, ne de gümrük memurlara aslında özel yatlara pek gelmezler, fakat Misir’dan itibaren uğradığımız her limanda, hiç kimse bize yat muamelesi yapmadi. Bu ülkelerde yat veya gemi farketmiyor. Daha yatçılık denilen kavram buralarda gelişmediği icin yatlara ve mürettebatına ayni ticari gemideki işlemler uygulanıyor. Fakat liman cüzdanlarımız yerine pasaportlarımıza bakıyorlar. Aradan gecen 30 sene sonunda ne değişti pek bilemiyorum ama Yemen ve Hindistan hariç gittiğimiz her ülkede artık teknelerin girebileceği marinalar açıldı. 1993 senesinde bir tane marina bile olmadigini düşünürsek demekki buralara çok erken gelmiştik. Oysa bugun buralarda yatçılık yapılıyor. Phuket neredeyse bir yatçılık cenneti oldu. Malezya’da bir dolu marina açıldı. Düşünün ki 1993 senesinin Mayıs ayında Singapur’da ilk boat show yapılmıştı ve biz ona katılan en büyük tekneydik…Yanılmıyorsam bugun Singapur’da en az bes marina var.
2 gümrük memurunu kıç üstüne buyur etmiştim. Turk cari ikram etmemize karşın aslında Seylan Çayının dünyanın en iyi çayıi olduğunu, Türkiye’de cay ekiminin yeni başlamış sayılacağını ama çayın da bizim icin bir kültür oldugunu, çayı sunduğunuz ince belli bardakların hikayesini anlatarak muhabbeti koyulaştırmış ve gümrükçüleri kafaya alarak, işimizi kolaylamaya çalışırken bizim çok degerli fotografçımız kıç üstüne çıkageldi . Gooood Mooorning gentleman ! dedikten sonra “ Bakin bunu Yemen’den aldım deyip elindeki sustalı çakıyı daha doğrusu bıçağı etrafında oturduğumuz kıç üstündeki tik masanın ortasına cay bardaklarının arasına yarim metre uzaktan “Zank” diye saplayıverdi…Masaya saplanan bıçak olduğu yerde “ Tiiiiinnnnn “ diye titreyerek durduğunda iki gümrükçünün suratlarının aldığı sekli hiç unutmam. Gözümün önce döndüğünü ve sonra karardığını, hiddetimin bedenimi sarıp sarmaladığını ve fotografçıyı ensesinden tuttuğum gibi gözüm dönmüşçesine denize atmayı düşündüğümü anımsıyorum ama anında his paniklemeden, sakinliğimi his bozmadan, çok kibar bir hareketle sanki çok doğal bir şey yapmış gibi hatta bu hareketin bir saka oldugunu söyleyerek, bıçağı masadan aldım ve yine sakin bir el hareketiyle denize atıverdim. Sonra da hiç bir şey olmamış gibi kendisine Ingilizce kamarasına gitmesini ve Galle Limanından hareket edinceye kadar tekneden dışarı çıkmasının yasak oldugunu emrettim. Gümrük memurlarından bu gereksiz ve çirkin davranış icin özür diledim. Bu gemicinin denize çok geç yasta çıktığını, ilk kez okyanus geçtiğini, ailesini özlediğini ve psikolojisinin bozulduğunu ifade ederek; His merak etmemelerini, bu davranışının cezasını vereceğimi ve bu gemiciye “ Shore Pass” vermemelerini istedim. Daha sonra Ömer’e “Bir an beni, denize köpek balıklarına atacağını zannetim demiş ☺ )
Galle’de kaldığımız 4 gün suresince Foto Şipşak teknede kaldı. Bir ara denize atlayıp kaçmaya çalışsada da muvaffak olamadı. Kendisine terbiyesini takınmasını ve yapacağı en ufak ters bir harekette tekneden kovmamı beklememesini salık verdim. Artık iyice zıvanadan çıkmış olan bu arkadas biraz çekinmiş olsa gerek Galle’den sonraki limanımız olan Phuket’e kadar hiç bir vukuatta bulunmadı…Tabii huylu huyundan vazgeçmediği icin Phuket’de yeni vukuatlar bizi bekliyordu. . . .

Sri Lanka’nin muhteşem plajlarından bahsetmeden ve de özellikle Kithul Ra (Toddy) maceramızı anlatmadan Galle maceramızı bitirmek istemiyorum. Galle Limanından bir tuktuk’a binip yakınlarda bulunan Hikkaduwa plajına gittik. Yaklaşık 30 dakika süren kısa yolculuk sonrasında, gerçek bir tropik cennet olan Hikkaduwa Plajındaki bir lokantanın önünde kumların üstündeki masalarından birinde soğuk biralarımızı yudumlarken, o bacağı senin, bu bacağı benim itişmesiyle, meşhur Sri Lanka Yengeçlerini yiyerek keyif yapmadan ayrılmadık.
Hikkaduwa Plajinda güneşi batırdık ve gecenin ilerleyen saatlerinde de tekneye geri döndük lakin gidişimizi hatırlasam da nasıl döndüğümüzü hic hatirlamadım, zira bize cok sert olmadığını söyleyerek tavsiye ettiklerş Toddy ‘i ictikten sonra karanlik çağa girmiştim… Sisede durdugu gibi durmayan içkiler sınıfına giren bu içki bize gercekten karanlık bir gece susmuştu…Sadi güzel olduğu icin icerken sonucunu düşünmediğimiz ve bir allahın kulu da aman ha sakin çok icmeyin demediği icin Tuktuk’a bindiğimiz dakikadan sonrasını hiç hatırlamıyorum. Ta ki liman geldigimizde tekneye doğru bağırdığımı, ancak sesimizi duyuramadigimi icin Ömer’in “ Sen bekle sakin atlama boğulursun” dedigini hatırlıyorum. Ömer’in denize atlayip yüzerek Rising Tide’a gittigini bile ertesi sabah yatakta göozlerimi açtiğımda öğrendiğimi hatirliyorum. . .

Sri Lanka benim bu yolculukta en cok sevdiğim yer olmustu. Öyleki 1993 den bugüne kadar defalarca gittim. Toddy mi ? Asla bir daha içmedim. Tavsiye eder miyim ?
Evet ederim ama sadece 1 cay bardağı kadar... Bu fotograftaki gibi içmenizi hiç tavsiye etmem...
Galle’de geçen dört günümüzde bol bol deniz ürünleri yedik ve iyice enerji depoladığımıza karar vererek yelkenlerimizi şişirip, ayi bacagi yaparak, ver elini Phuket.....
Haftaya Phuket maceralari....



Muhteşem bir başarı.Ali Akpınar Gv.86