top of page

1981 M/V Büyük Reşit Paşa Anıları



Cumhur Esmer, Copy and Paste …


Mezun olduktan sonra lumbar ağzından Cumhur'dan sonra girdiğim için, Cumhur 3. kaptan, ben de 4. kaptan olduğumuz Büyük Reşit Paşa gemisiyle olaylı Heysham seferinden tekrar İstanbul’a dönmüştük ve Salıpazarı rıhtımında tahliye yapıyorduk. O zaman Cumhur eşi ile flört aşamasında olduğu için aklı, fikri dışarıya çıkmaktaydı ama her gün izin alamayacağını bildiğinden dışarıya çıkmak için dahiyane fikirler üretiyordu; bunlardan en kolayı da onun yerine benim vardiyacı olmamdı.


O gün Cumhur geldi ve "Beni bu gece idare eder misin? Aysel’le buluşacağım," dedi. İdare edeyim ama Heysham macerasından sonra Ergun abi (Ergun Nuroğlu) bu izni vermez deyince; "Tamam, akşam mutlaka geleceğim, sen beni gündüz idare et yeter," dedi.


Akşamüstü saat 5 civarında Cumhur gemiye geldi. Zaten tahliye falan olmadığı için salonda oturuyorduk. Cumhur'da bir tuhaflık sezdim ama izine çıkamadığı için moralinin bozuk olduğunu zannettim ve pek bir anlam veremedim açıkçası. Yemekten sonra kamarada oturduk, konuşuyorduk. "Senin durumun zor, ikinci kaptan seni gönderecek," deyince ne demek istediğimi anlamadı. "Ben ne yaptım ki?" deyince bir bit yeniği olduğunu anlamama rağmen jeton hala düşmemişti. "Yaa, Heysham olayından sonra durum değişti," deyince "Ne olayı?" dedi ve işte geç de olsa jeton düşüverdi ve ne olduğunu anladım. Gemiye gelen Cumhur değil, ikizi Naşit’ti. Tabii ikimiz birden gülmeye başladık. Allah’tan kimse farkına varmamıştı ama ne yazık ki Salıpazarı'ndan sonra gittiğimiz Mudanya Limanı'nda ben zatürre olup İzmir’e izne gitmiş ve döndüğümde Cumhur ve ikizi gemiden gönderilmişlerdi.


Not: Cumhur’un yerine, Naşit’in geldiğini Ergun abi bu hikayeyle beraber öğrenecek…


---


**Cin Şişeden Çıktı…**


Yine Salıpazarı'nda tahliye yaptığımız bir gün, izine çıkarken Ergun Abi çağırdı ve bir torba içinde 1 litrelik Gordon Gin şişesini elime tutuşturdu. "Bu akşam bunu bizim bekar evine, Sabahattin (Sabahattin Günay -78 mk) ağabeyine götürür müsün?" dedi. Ergun abinin ve Sabahattin abinin bekar evi ile benim kaldığım bekar evi birbirine oldukça yakın sayılırdı. Deniz Nakliyat'ın hemen arkasındaki Namık Kemal İlkokulu'nun üst tarafındaki Sormagir Sokak Kıpçak Apartmanı eksi 1'deki bekar evimiz, Sabahattin abinin sanırım Sıra Selviler ile Cihangir arasındaki evine olsun olsun 1 km uzaklıktaydı. Ergun abiden şişeyi aldım ve eve yollandım.


Aradan 2-3 ay geçtiği için evdeki arkadaşlarımla (hepsi Çapa Tıp öğrencisiydi) mükellef bir sofra kurduk ve kafaları çekmeye başladık. Saat 9 civarında birden aklıma Sabahattin ağabeye götüreceğim cin geldi. Fakat hafif çakırkeyfin üzerinde olduğumdan tek başıma gitmeme imkan yok. Bizim Dr. Teoman "Hadi gel beraber gidelim," dedi ve koluma girdi. Elimizde adres, Kazancı yokuşundan Sıraselvilere tırmandık. Biraz aradık ve sonunda adresi bulduk. Yanlış hatırlamıyorsam 2. veya 3. kata çıktık. Fakat temiz havaya çıkınca içtiğimiz rakı ve üstüne cila niyetine içtiğim cin şişeden çıkmış ve bir türlü şişeye girmeye razı gelmiyordu. Çakırkeyfin biraz üstündeki seviyede olan kafam, dairenin kapısına gelince iyice yükselmiş olmalıydı. Bu vaziyette zile bastık ve kapı açıldı…


Sonrasını Dr. Teoman anlatıyor. Kapıyı açana Sabahattin ağabeyi soruyorum. Yanlış kapıyı çaldığımızı söylüyor ve karşı kapıyı işaret ediyor. Teoman karşı kapıyı çalıyor, kapıyı Sabahattin abi açıyor. Teoman şişeyi Ergun abinin yolladığını söylüyor. Bu arada ben karşı kapıdaki adamla koyu bir sohbete dalmışım. Neden sonra Sabahattin abi ile de konuşuyorum ve sonra vedalaşıp apartmandan çıkıyoruz. Tabii buraya kadar her şey normal gibi olsa da normal olmayan bir şey var; o da benim karşı komşu ile yaptığım sohbeti Yunanca yapıyor oluşum. Dr. Teoman daha henüz 3. sınıfta olmasına rağmen "Bilinçaltının Tezahuru” diye teşhisini koyuyor! Anneannem Selanik muhaciri olduğu için ve o yıllarda İzmir’de izlenen TV kanalı ERT (Elleniki Radyo Televizyon) seyredilen iki kanaldan birisi olduğundan (diğeri TRT) Yunanca yazmayı ve okumayı televizyona baka baka öğrenmiştim. Lise yıllarında da Selanik’teki Pen Friend’im Evanthia Atanasios ile yazışarak iyice ilerletmiş olduğum Yunancamın, 3-4 yıldır hiç konuşmasam da sarhoş olduğumda bilinçaltımdan dışarı fırladığını söylüyor. Malum, Gavur İzmir diye boşuna demiyorlar. Zaten İzmirlice'mizin içinde bir dolu Rumca kelime mevcut. O nedenle öğrenmem kolay olmuştu. Allah rahmet eylesin anneannemi, "Bu şimdi ne dedi?", "Bu ne demek?" diye diye, 1923’den beri konuşmadığı Yunancasını hatırlamasına da faydam olmuştu. Ben de bu arada oldukça konuşur hale gelmiştim.


Ertesi gün gemiye döndüğümde de her sarhoşun bahanesi neyse, aynı bahaneyle Yunanca dahil hiçbir şeyi hatırlamadığımı söylüyorum. Belki Sabahattin abi bunu doğrulayabilir.


Deniz Nakliyat'ta çalıştığım 8 ay süresince gerçekten her anlamda bir şey öğrenmiş ve mesleğe sağlam adımlar atmıştım. Burada o ilk adımlarımı atarken bana destek olan ilk ikinci kaptanım Ergun Nuroğlu abime sonsuz teşekkürler ediyorum.


Selametle, Kali Nihtasas


Akay Viran Gv. 81

 
 
 

2 Yorum

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin

Beğen

Alper Akpeçe
Alper Akpeçe
19 Tem 2024
5 üzerinden 5 yıldız

Seneler sonra öğrenmek ilginç olmuştur.

Beğen

Bize Ulaşın

YDO RUHU

Bu sayfada görmek istediklerinizi,

Fikirlerinizi Bizimle Paylaşın   

YDO okul brövesi

Gönderdiğiniz için teşekkür ederiz!

bottom of page