top of page

Bir KOÇTUĞ , Geldi, Geçti . . . Bölüm_3


ms."Fethiye" gemisi, New Castle rihtiminda.  Ayaktakiler: soldan saga, Engin GUVEN Gv.63, Vural ONUR Gv.62, oturan: Erol AYVAZ. Gv.63 Dikkat ederseniz, gemi neredeyse antreponun çatısına çıkmış gibi duruyor. Nedeni yazıda açıklanıyor.


Sorunsuz bir yolculuktan sonra, Turkiyeden aldigimiz dokme krom yukunu bosaltmak icin Ingilterenin New Castle up on Tyne (Tam adi boyle) limanina giris yapmak icin Tyne nehri agzina geldik... Kilavuz aldik. Nehir girisinde akintilar dumen tutmayi zorlastiracak kadar guclu idi. Kursuni yagmur bulutlariyla kapli hava, ve cisenti esliginde esen ruzgar da eklenince keyifsiz bir gun yasayacagimiz duygusuna kapilmistim.


Nehirin icinden limana dogru ilerlerken, sag ve solumuzda nehir kiyisinda belirgin bir fakirlik goze carpiyordu. Ingilterede oldugumuza inanmak zordu. Biraz ilerledikten sonra, taranarak dairesel derin ve genis bir alan haline getirilmis, gemilerin donus yeri (swinging basin) ni gectik. Nehir dar oldugu icin, limandan cikan gemiler, romorkorle kic tarafindan cekilerek buraya getiriliyor, pruvasi nehrin cikisini agizlayacak sekilde 180 derece donduruldukten sonra yol verilip, nehirden o sekilde cikilmakta oldugunu kilavuzdan ogrendik.


Dönüş yerinden biraz daha ileride, sancak tarafimizda, o zaman icin unlu gemilerin insa edildigi tersaneyi gorduk. Bu tersanenin bir ozelligi de, nehir dar oldugu icin, insaati takiben kizaktan indirilen yeni insa gemilerin inis hiziyla, nehrin karsisinda karaya oturup hasarlanmasini onlemek icin, insaat kizaklarinin nehre paralel olarak konumlandirilmasi ve gemilerin, geleneksel olarak yapildigi gibi kictan degil, bordadan (yandan) denize indirilmesi idi. Bu teknik o zamanlar icin oldukca yeni ve onemli sayiliyordu.


Sonunda aksama dogru Liman' a geldik. Burasi, Tyne nehrinin iki yakasinda, Antrepolar ve rihtimlardan oluşmuş, küçük bir tesis idi. Biz derin draft gemilere ayrilmis olan,sag taraftaki rihtima yanastik. Kilavuz gemiden ayrilirken, burada met ile cezir arasinda duzey farkinin 5-6 metreyi buldugunu, buna belki alisik olmadigimiz icin, halatlara cok dikkat etmemiz ve 24 saat araliksiz, halatlar ve borda iskelesi basinda nobetci bulundurmamiz gerektigini belirtti.


Arkasindan gelen acente ise, iscilerle yonetim arasinda anlasmazlik oldugu icin, yarin bosaltma olmayacagini bildirdi.


O yillarda Ingilteredeki isci sorunlari ve grevleri animsayanlar, bunun gayet dogal oldugunu bileceklerdir. Dogal olmayan ise, bizim gibi limanlarda gunde neredeyse 24 saat yukleme bosaltma temposu ile calisan insanlara, bunun beklenmedik bir yenilik olmasi idi.


Acenteyi yolcu ederken, guverteye ciktigimizda, yanasirken neredeyse ayni hizada oldugumuz rihtimin, kupestenin 2-3 metre yukarisinda kalmis oldugunu, borda iskelesinin de neredeyse 50-60 derecelik bir aci ile rihtimdan guverteye uzandigini gordum.


Kadromuz cok deneyimli Zabitan ve murettebatdan olustugu icin, onlar benim gibi her seyi hayretle karsilamak yerine, gerekli her turlu tedbiri almislardi bile. Bas ve kicta halatlar muntazam olarak bos konuluyor/ bosu aliniyor, borda iskelesi vinc kocasina asili vaziyette, geminin yukselis ve alcalislarini takip edecek sekilde konumlandiriliyordu.


Ertesi sabah uyandigimizda, posta yoktu hava da gunesli idi. Ikinci kaptanimiz, personel bos kalmasin diye cesitli bakim tutum islerini duzenliyordu. Biz stajyerlerede de guvertede denizin etkisiyle, pas kusmaya yuz tutmus bolgeleri, el raspasi ile yoklayip astar (o zaman fenercilerin yaptigi sulyen surulurdu) surme isi verilmisti.


Guvertede bu isle ugrasirken, New Castle' in butun coplerinin, nehirde sular cekilirken denize dogru, sular yukselirken bu defa sehire dogru geminin bordasindan gunde iki defa gecit yaptigini goruyorduk. Ikinci gun, belli coplere kerteriz koyarak, suphelendigimiz seyin dogrulugunu kanitladik. Copler nehirden disari denize gitmiyordu. Zira, ayni copler neredeyse gunun ayni saatlerinde geminin bordasinda oluyordu. (Erol hangi cope kerteriz koydugumuzu hatirlar). Yani liman bir cop kuyusu gibi idi. Tam bu manzaraya alismisken, liman ilgilileri, raspa yaparken kazidigimiz boyalari, denize supurdugumuz ve denizi kirlettigimiz icin, raspa ve boya yapmamizi yasakladi.


Artik sadece, bos zamanlarimizda copleri seyredip, ayni coplerin ayni saatlerde, nerede olacagi tahminleri yapiyorduk.


Bu arada nehrin sig tarafina yanasmis orada yukleyip bosaltan kucuk tonajli kosterlerin de sular cekildiginde camura oturmus vaziyette islerini gormeye devam ettiklerini gozlemliyorduk. Isini bitiren, yuksek su ile birlikte, rihtimdan ayriliyordu.


Sanirim, limana varisimizin, ikinci yada ucuncu gunu idi. Sular cekilmis ve karsi rihtimda bulunan bir kac koster camura otumus vaziyette islerine devam ediyordu. Ancak, iskele kic omuzlugumuz hizasinda olan birisinde olagan disi bir hareketlilik vardi. Bir takim insanlar gemiye girip cikiyordu. Bosaltma yada yukleme yoktu, geminin hareket edecegine iliskin bir goruntu de yoktu. Gemide bulunan gumruk nobetcisine sorduk, anladigimiza gore, nehire atilmis bulunan hurda bir motor blok' u, akintiyla suruklenerek, kosterin altina geldiginde sular cekilmeye baslamis. Koster de camurun icindeki bu motor blokunun uzerine oturunca olanlar olmus. Motor bloku gemiyi delip ambardan cikmis. Sular yukselince koster batmasin diye epeyi ugrastilar sonunda da basardilar.


Bizim gemide, yukleme bosaltma olmayip, bakim tutum isleri de kisitlaninca sehri gezmek gibi alternatif aktiviteler akla gelir olmustu. Kaptanimiz, canimiz sikilmasin diye, acente ile gorusup, o gunler icin cok yeni bir uygulama olan, bir televizyon seti kiralamisti. Televizyonun kurulu oldugu, Alt salonda toplanip, siyah beyaz bu teknoloji harikasini izlemeye calisiyorduk. Ancak, kurdugumuz anten, met-cezir yuzunden, sabit kalamadigi icin, yayin bir gidip bir geliyordu. Aslinda kimsenin konuya pek fazla ilgi duydugunu da sanmiyorum. Futbol maci benzeri bir sey varsa bir derece. Bu arada, Gumruk nobetcimiz de kendisini telesafir olarak konumlandirmisti. Hatta hepimizden daha atesli bir izleyici konumunda idi. Nede olsa kendisini boylece evinde hissediyordu (feel at home durumlari). Eh salonda yemek saatlerinde yemek de verildigi icin arkadasi kendimizden ayirmak olmazdi. Uc ogun bedava yemek ve televizyon bizden, idare edip gidiyorduk..ki yasakci zihniyet !, olayi kiskanmis olmali, bir firca da, Gumruk amirinden geldi. Guya adamin dikkatini dagitip isini yapmasina mani oluyormusuz vs.. eger boyle devam edersek, BIZE ceza vereceklermis.


Bu New Castle garip bir yerdi galiba. Ne yapmaya kalktiksa bir tadini kaciran cikiyordu. Amirinden iyi bir zilgit yedigi kesin olan zavalli gumruk nobetcimiz de amirine yaranmak icin kisa bir sure yerli yersiz sert cikislar yapmaga calisti, ama bedava yemek ve kacamak televiyon daha agir basmis olmali ki, tam bir bocalama icine girdi. Anlayacaginiz tam bir kultur soku yasiyordu garip.


Fazla sürmedi, bir iki gün sonra, gümrük nöbetçimizi gemiden aldılar, kalkana kadar da bir daha yuzunu gormedik, yerine baskasini da koymadilar. Aradik da garibi. Televizyonda mac seyrederken, aciklamalar yapmaya calismasini, verilen yemekleri istahla mideye indirmesini gormeyi ozlemistik.


Televizyon eglencesi de artik bizi kesmemeye baslamisti.


Sonunda, gece liman civarinda bulunan bir PUB' a gitmeye karar verdik..gittikde. Bu PUB lar o zaman daha bir sicak ve samimi yerlerdi galiba. Biralari devirip kafalar cilalaninca, sanirim, amator yetenekler fasli basladi. Birisi cikip bir sarki soyluyor, digerleri de onu alkisliyor falan. Ben de o anda 'ben neden soylemiyeyim' moduna gecmis olmaliyim ki kendimi sahnede buldum. Turk denizciler bu gece misafirimiz, iclerinden birisi de siz bir sarki soylemek istiyor yollu bir takdim fasli gecildi.


Soyliyecegim sarki da hazirdi. Oyle gunun modasi hit parca falan saniyorsaniz yanilirsiniz. O kafa ile aklima gelen sarki, orta okul ikinci sinifta Ingilizce ogretmenimizin, lisan ogrenelim diye, bize zorla ezberlettirdigi, bir sarki idi. Sozleri,


"Good night ladies".. diye basliyor

"Farewell ladies, farewell ladies.." aflariyla devam ediyor


"We are going to roll along

Roll along, roll along ..." şeklinde nakarat bölümü olan basit bir sarki idi.


Sözlerinden de anlayacaginiz gibi, sefere cikan Ingiliz denizcilerin, rihtimdan ayrilirken, sevdiklerine soyledigi bir ayrilik sarkisi..


Şarkıyı söylemeye basladım ve ...... birden, inanilmayacak bir sey oldu. PUB daki tum müşteriler hep bir ağızdan koro halinde benimle birlikte sarkıyı söylemeye başlamışlardı. Arkadan birisi armonika ile istirak etmez mi, sanki rüya görüyordum..


Sarkımı bitirip alkışlar arasında yerime oturdugumda şaşkınlığım hala devam ediyordu.


Gece surprizlere gebe imis, inanin.


O zamanlar, PUB lar saat 23:00 u vurdugunda kapanirdi. Simdi nasil bilmiyorum. Saat tam 23:00 beni tekrar sahneye çağırdılar, gemiden birlikte geldigimiz bütün arkadaşlarımızın da gelmesini istediler.


Hep birlikte gittik. Allah biliyor ya, sarki isterlerse o zaman revacta olan Ertha Kitt' in ünlendirdiği,' Uskudara giderken' i söyleriz hep birlikte diye aklimdan geciriyordum. Oyle olmadi. Herkes ayakta idi. Birden, hep bir agizdan,

'God save the Queen' marsini soylemeye basladilar.

Belli ki bizlerin de katilmamizi istiyorlardi... ancak marsin sozlerini bilmiyorduk, her şeye karsin soyleyenlerden kaptigimiz kadariyla, onlarin sozlerine istirak ederek

'God save the Queen' i de alnimizin akiyla tamamlayarak geceyi kapattik.


New Castle' i cok seviyordum artik.


(*) Engin GUVEN Gv.63, sanirim 1990 li yillarda, Singapurda kaptani oldugu gemide gorevi basinda kalp krizi sonunda vefat etti. Rahmetle aniyorum.


(**) Erol AYVAZ Gv.63, halen ABD de Houston kentinde yaşamaktadır.



 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin

Bize Ulaşın

YDO RUHU

Bu sayfada görmek istediklerinizi,

Fikirlerinizi Bizimle Paylaşın   

YDO okul brövesi

Gönderdiğiniz için teşekkür ederiz!

bottom of page