BURADA İZMiRLi VAR MIIII?
- KIVANÇ ERGÖNÜL
- 26 Haz 2024
- 5 dakikada okunur
Köyümüz ben çocukken tahminen 50-60 haneydi.Okulu yoktu, 27 Mayis darbesinin hayırlı bir katkısı bizim köyde dahil,okulu olmayan köylere okul yapılması kampanyası olmuştur.1960 sonbaharına okul yapımı yetişmiş ve okulumuz öğrenime başlayabilmisti.
Şanslıydık,benim gibi bir çok arkadaşımında okul olmadığı için okula geç başlayabilmişti.Ben ve 5-6 arkadaşım 8 yaşında 3-4 arkadaşım 9 yaşında okula başlama fırsatını böylelikle yakalayabilmiştik.
Ailem çiftçilik ve hayvancılık yaparak geçimini sağlamaktaydı.Köyün tamamının sakinleride aynı durumdaydı.
Kışları ilçemiz olan Bayındır'ın kuzeyindeki Basra tepesinin kuzey batısına düşen engebeli düzlükte yer alan köyümüz Kızılcaağaç köyünde,yazları ise köyümüzün kuzeyinde 800 rakımda yer alan Alankıyı yaylasına çıkardık.Burada mevsimine göre buğday, mısır,domates,biber,patlıcan,barbunya fasulyesi,börülce vs. ürünler yetiştirirdik,meyve olarakda ceviz,kestane vs. tabi aynı zamanda yeteri kadar büyük baş hayvan yetiştiriciliği yapardık..
Okulumuzda iki derslik vardı ama tek öğretmen olduğu için dersler tek derslikte yapılırdı.Biz mezun olduğumuz yıl 5 sınıf bir arada öğrenim görmüştük.Benden sonrada aynı şekilde devam etti.Bizimle beraber başlıyanlar şanslıydı birici yıl tek sınıf ikinci yıl iki sınıf olarak öğrenim gördük.Her yıl aramıza bir sınıf ilave olurdu,beşinci sene beş sınıfla tamamladık okulu.
Okulun açılışını çok iyi hatırlıyorum. Açılışa ilçenin hükümet erkanı, kaymakam,milli eğitim müdürü vs. katılmıştı..Her öğrenciye defter,kalem,silgi,kalemtraştan oluşan set hediye etmişlerdi.. Elimizin ilk defa değdiği defter ve kalem yeni kokusuyla her birimizi mutluluk sarhoşu yapmıştı..
Okuma yazma ve yeni yeni bilgiler öğreniyorduk.
Günlerimiz böyle devam edip geçerken zamanda farkında olmadan ilerliyordu..Okulumuza zaman zaman müfettiş gelirdi sıkıntılı anlar yaşadığımız oldu.Bilirsiniz her yerde teftiş gerilimi artırır..
Köyümüze, sanırım 1963 veya 1964 Ekim,Kasım sonu gibi 7-8 kişilik yabancı bir grup geldi.Hepsi avcı kiyafeti giyimli ellerinde dürbünlü tüfekler,bizim şehirli insanlardan oldukça farkliydilar.Bizlerde okul arkadaşlarımla beraber gruba şaşkınlık ve hayretle bakıyorduk.Bu grubun yanında birde türkçe konuşan 30'lü yaşlarda rehber vardı. Rehberin köyün ileri gelenleriyle konuşmalarıdan öğrendiklerimiz bunların İzmir Nato üssünde görevli Amerikalı subaylar olduğuydu. Köyümüze yaban domuzu avına gelmişlerdi. Beni ve arkadaşlarımı en çok Amerikalı grubun ellerindeki dürbünlü tüfekler cezbetmişti.Hayran hayran bakmıştık uzaktan ve kendi aramızda bu dürbünlü tüfek konuşmaları günlerce sürmüştü.
Amerikalı avcı grubu köydende araziyi iyi bilen 2 klavuz almışlardı. Başka gelişleride oldu ama benim bir daha karşılaşmam olmadı..
O yıllar benim ve ailem için yok,yoksul ve zor yıllardı.Bu gün geriye dönüp baktığımda; herkes için öylemi olur bilmem,çocukluğumun ve o yılların fazlasıyla özlemini duyarım.
Sonunda okulu bitirdik,köy okulunun ilk mezunlarıydık.
Ortaokula başladığımda köy okulundan gelmiş olmamın büyük sıkıntısını yaşadım ama aradaki farkı birinci sınıf sonunda kapattım..
Mezun olduk ama ortaokul kasabamızda;köyden kasabaya gidip gelmek bir çocuk için oldukça zor.Rahmetli annem benim okumani çok istiyordu.Annemin feraseti ve cevvalliği olmasaydı okuyamazdım.Annem bu sorunada çözüm buldu;1. Ve 2. sınıflarda akrabalarımın yanında kaldım. 3. sınıfta ailem kasabaya taşındi ve ortaokulu böylece bitirdim.
Ortaokul bitti bitmesine ama kasabada lise yoktu.Yakin kasabalardan lisesi olan Tire yada Ödemiş'teki liselerden birine devam etmemiz gerekecekti ben 5 arkadaşım Ödemiş lisesini
tercih ettik.Liseye başladıktan ve bir buçuk ay geçtikten sonra annemin ölümüyle sarsıldım.Yil sonuna kadar kendimi toparlayamadım ve 5 dersle sınıfta kaldım. Ödemiş lisesinde 1. Ve 2. sınıfı okudum.3.sınıfta üniversiteye hazırlanmak gerektiğinden hergün Ödemiş'e gidip gelmemiz büyük zaman kaybettirdiği için Buca/izmirde özel yurtta kalarak lise sonu Buca lisesinde okudum.
Buca Osmanlı zamanında ticaretle iştigal eden batılı levanten gruplarının ikamet ettiği İzmir'e yakın sayfiye yeriymiş.Buca'yla beraber levantenlerin ikamettigi diğer bir sayfiye yeride Bornova imiş.Her iki semtte hala ayakta kalmış çok güzel konak ve köşkler vardır.Kaldığım yurt binası eski ve güzel bir levanten konağıydi.Hemen yanımızda bir kilise vardı,pazarları can sesleri gelirdi.Filmlerde duyduğumuz çan seslerini burada duymak çok değişik gelirdi ve hoşumuza giderdi.
Lisemiz; tarihi bir bina ve birkaç yeni binadan oluşmaktaydı. Tarihi bina eski bir levanten konağıydi. Burasi idari bina olarak kullanılıyordu birde müzik dersanesi gibi bazı derslikler vardı.
Yıllar su gibi akıp geçti,lise bitti, üniversite başlamıştı.. Önce yolum İstanbul Üniversitesi Hukuk fakültesine düştü.Hukukta okurken, en büyük sıkıntım beynimi yiyip bitiren herkeste aynı mı olur bilmem gelecek korkusuydu?
Kaldığım yurt odasında ranzamin altında yatan ve İTÜ mimarlıkta okuyan ve buradan ayrılıp YDO'ya geçen arkadaşım( 76 Gv mezunu Bahadır Biricik) sayesinde şimdiki adı İTÜ Denizcilik Fakultesi o zamanki adı YDO(Yüksek Denizcilik Okulu)'nun varlığını öğrenmiştim.Benim en çok ilgilendiğim yönü okulun yatılı olması ve mezun olur olmaz iş imkanının olmasıydı.Tekrar imtihana girdim.Hukuk fakültesinde bir yıl kaybederek,Yüksek Denizcilik Okuluna geçtim.
Bir köy çocuğu olarak deniz ve gemi hakkında en küçük bilgisi olmayan ben; şartların ve kaderin zorlamasıyla kendimi Ortaköy Yüksek Denizcilik Okulunda buldum.Bir nebze de olsa kafamı çok meşgul eden gelecek kaygısına çözüm bulabilmiştim.
Dört yıl çabucak geçti ve okul bitmişti.
1977 yılında 4.mühendis olarak o zamanlar var olan ama şimdi mazide kalan Deniz Yolları işletmesinin istanbul gemisinde çalışmaya başladım.1,5 yıl sonra yedek subaylık görevimi yapmak üzere askere gittim.Askerlik görevimden sonra o yıllarda var olan şimdi yalnızca adı kalan Sönmez denizcilik ve Umutsay denizciliğin gemilerinde 2. mühendis olarak çalıştım.. 1985 yılının nisan ayında Semih Sohtorik Denizcilik şirketinin Türk bayraklı Baltık Transporter isimli gemisinde II.mühendis olarak çalışmaya başladım.. Gemiye Romanya'nin Köstence limanında katıldım. devre arkadaşım Erol Dur'la halef selef olduk.20 bin tonluk Japon yapısı çok güzel bir kargo gemisiydi..Gemiye karışık kargo yükledik önce Köstence'den gazete basımı veya başka amaçla kullanılan rulo kağıt yükü aldık.Köstence limanından yükümüzü aldiktantan sonra Portekiz'in Setubal limanından belli miktar yük aldık ama şimdi aldığımız yükün ne olduğunu unuttum.Buradanda da güzel ve sakin bir seyirle Fas'in güneyinde Kanarya adalarının karşısında 365 gün turizm hareketinin olduğu ve narenciye merkezi güzel bir liman olan Agadir'e değerli bir maden olan krom madeni almak için uğradık.. Buradanda 2 gün içinde yükümüzü alıp Atlantik Okyanusuna A.B.D'ye. gitmek için açıldık.
Güzel fakat biraz haraketli bir seyirle Virjinya eyaletinin Newport News isimli limanına yanaştık.Fas'tan ve Portekiz'den aldığımız yüklerimizi bu limanda 3 gün süren tahliye sonunda tahliye ettik.Limanin bulunduğu körfezde amerikan bahriyesinin önemli bir üssü ve tersaneside mevcuttu.. Bu limanda tahliyemizi tamamladıktan sonra Amerika'nın güney limanlarından Charleston limanına üzerimizde kalan rulo kağıt yükünü tahliye etmek için hareket ettik..Aylardan haziran ayı olduğu için rahat ve sakin bir seyirle Charleston limanına akşam üzeri yanaştık.
Tahliye,gümrük işlerinin tamamlanmasıyla sabah başladı..Bizde makina bölümü olarak 3-4 gün sürecek tahliye süresince gerekli rutin bakımları yapmaya başladık.
Burada denizcilik dışından olanları bilgilendirmek için,her gemide gemi saatine göre 10:00-10:30 ile 15:00-15:30 arası çay saati olarak belirlendiğini belirtmek isterim..
Birinci gün mesaiye başladık,10:00 çayında zabitan salonunda oturmuş çayımızı yudumlarken salonun kapısına yakın koridordan,tanımadığım bir ses "Burada İzmir'li var mııı!?" diye bağırıyordu..Ses üzerine şaşkınlıkla kafamı kapıya doğru eğerek baktığımda önde bir hanım ve iki erkeğin girdiğini gördüm.. Ben,
-Buyrun ben izmir'liyim dedim.O da oldukça sevinere,karşılık olarak hemşehrisini bulmuş olmanın sevinciyle.
-İzmirin neresindensin diye sordu?
-Bayındır'lıyım diye cevap verdim..
-Ooo Bayındır'a ben çok gittim diye cevap verdi.Gittiğimizde Bayındır'ın arkasındaki köye Nato üssünde görevli Amerikalı subayları yaban domuzu avına götürürdüm diye cevap verdi.
-Bende şaşkınlıkla,ben o köydenim ve sizin gelişlerinizi hatırlıyorum yıl 1963 veya 1964 olabilir dedim. O zamanlar ilkokul öğrencisiydim.Sizin köyün ileri gelenleriyle konuştuğunuzu hatirliyorum..
Bu arada salondakilerde şaşkınlıkla konuşmamızı izliyorlardı.
İzmir'li olup muhtemelen Ermeni yada Rum olabilirler sormadım.Zamaninda Alsancak'ta oturuyorlarmış.
Gelenlerden biri servis minibüsünün şoförü olup, hemşehrim ve hanım karı kocaymış ve "Seaman house"da çalışıyorlarmış
Ben,peki siz buraya nasıl geldiniz diye sordum?
Erkek olanın ismi Joe olup ben Amerikalılara rehberlik ederken subaylardan bir albayla çok samimiydim Türkiye'ye Amerika tarafindan ambargo konulunca bir çok subay ayrılmak zorunda kaldı o Amerikalı albay sende bizimle gel diye davette bulundu bizde kabul edip buraya geldik diye anlattılar.
Şimdi burada çalışıyor ve siz denizcilere yardım ve rehberlik ediyoruz dedi.Karı koca Joe ve eşi Rose İzmir ve Türkiye sevdalısı insanlardı.Sohbetimiz sırasında Izmir'e ve Türkiye'ye özlemlerini dile getirdiler..
Limanda kaldığımız zaman zarfında bize çok yardımları dokundu,alışveriş ve şehrin eğlence merkezlerine ne zaman istesek götürüp getirdiler.
Charleston tahliyesinden sonra o yıllarda çokça gündemi meşgul eden Afrika'daki açlığa bir nebze melhem olmak üzere Houston'dan 20 bin ton açlık yardımı mısır yükü alarak Sudan'a götürmüştük..O günleri çok iyi hatırlarım,yükümüzün amacıyla alakalı " We are the world" şarkısı o yıllarda oldukça popülerdi. ( 19.08.2023)
Adil Dural 77 Mk.
(Single by USA for Africa from the album We Are the World Released March 7, 1985
Recorded January 28, 1985 Studio A&M (Hollywood)






Yorumlar