top of page

Cumhuriyet tarihimizde hiç yaşanmayan çok ciddi bir olay: AB’nin Irini Harekâtı Roseline A vakası

2 Kasım 2020 tarihinde yaşanan Arkas Holding’e ait Roseline A isimli konteyner gemisine, AB İrini Harekâtı kapsamında Mora güneybatısında icra edilen hukuk dışı gemiye çıkma ve arama harekâtı.Bu olay denizcilik tarihimiz açısından son derece önemlidir. Zira cumhuriyet tarihimizde ilk kez devletimiz onay vermediği halde bayrağımızı taşıyan bir ticaret gemimize yabancı güçler tarafından çıkılmıştır. Geçmişte Türk bayraklı ticaret gemilerine gerek Yugoslavya krizinde Adriyatik Denizinde gerekse Irak müdahalelerinde Arap Denizi ve Basra Körfezinde çıkıldığı olmuştur. Ancak bunların hepsinde Ankara’nın onayı vardır. Irini Harekâtı başladığı Mayıs 2020’den bu yana 5 gemiye çıkmıştır. Son gemi hariç hiçbiri Türk bayraklı değildir.

22 Kasım olayı bu yönü ile hafife alınabilecek ya da unutturulacak bir olay değildir. Çok ciddiye alınması gerekir.Libya’ya uğrak yapacak gemilerin AIS ve LRIT sistemleri ile takiplerinin yapılmaları, önceden uyarılmaları ve gerektiğinde desteklenmeleri gerekir. Mora yarımadası güney batısında Türkiye’den 350 mil uzakta, bayrağımızı taşıyan gemiye şartlar ne olursa olsun, 16 saatlik izinsiz arama boyunca hava desteği veya savaş gemisi desteği gönderilmemesi ciddi hatadır. Libya ve Doğu Akdeniz gibi hassas stratejik alanlarda devletin sorumlu tüm birimleri özellikle tatil ve hafta sonları gibi zamanlarda eşgüdüm ve iş birliği içinde süratli karar verecek şekilde donatılmalı ve standart uygulama usullerine sahip olmalıdır.

Roseline A vakasında görülen o ki, devlet krizi yönetememiştir. İzin alınmadan gemimize çıkılması; 16 saat boyunca gemi ve personelinin tutsak alınması karşısında hiçbir fiili reaksiyon gösterilmemesi bunun olgularıdır. Bakanlıklar arası eşgüdüm ve sorumlu personelin bilgi eksikliği olması muhtemeldir. Bu kapsamda BMGK 2292 ve 2526 numaralı kararlarının yorumu ile SUA Sözleşmesi 2005 Ek Protokolünün Alman Savunma Bakanı tarafından bile yanlış yorumlanması, (dört saatlik bekleme süresine gönderme yapmış olması) 7 aylık bir harekatın hukuki temellerinin henüz sahada tam olarak anlaşılamadığını da göstermektedir.

Libya’ya gidecek Türk bayraklı gemi kaptanları mutlaka talimatlandırılmalıdır. Gemilerine zorla çıkma yapılması durumunda acil destek hatları kurulmalı ve başta hava unsurlarımızla koruma sağlanmak üzere hazır olunmalıdır. Bölgede savaş gemilerimiz varsa mutlaka refakat sağlanmalıdır. Zira anlaşılmıştır ki AB’nin Irini Harekâtı ile amacı üzüm yemek değil, bağcıyı dövmektir. Son olay gemiye çıkma harekatının tamamen siyasi saikle yapıldığını ispat etmektedir.

Geminin başından itibaren saldırganlarla iş birliği içinde olması can kaybının önlenmesi açısından önemlidir. Zira karşı tarafın medyaya yansıyan karelerden anlaşılacağı üzere çok sert tutum içinde her şeyi yapması beklenebilirdi. Yine de videolardan anlaşıldığı üzere Alman SAT timlerine karşı gemi içinde direnen gemi personelini görmek içimizi rahatlatmıştır. Her iki dünya savaşında ve soğuk savaşta hiçbir zaman birbirine ateş etmeyen Türk ve Alman devletleri tarihte ilk kez silahlı güç kullanımı ile karşı karşıya gelmiştir. Bu tarihsel ilkin de mutlaka psikolojik sonuçları olacaktır.Belli ki Türkiye’ye karşı her cephede artık açıkça ABD ve AB’nin baskı ve yıldırma savaşı başlamıştır. Bundan sonra AB ve ABD limanlarına uğrayacak gemilerimize karşı liman devlet kontrolleri (PSC) sıklaşacak ve Libya’ya mücavir açık deniz alanlarında tacizler artacaktır. Bu tacizlere karşı önlem almak ve her tacize mütekabiliyet içinde cevap vermek devletin görevidir. Türk bayraklı gemiler de o bayrağın onurunu korumak için uluslararası hukuki sorumluluklarını disiplin içinde yerine getirmelidir. Başta liman devleti kontrolleri (PSC) ile ISM ve ISPS kontrollerine titizlikle uymalıdır.Türk bayraklı bir gemiye açık deniz alanında devlet izni olmadan çıkılması ve personelinin 16 saat esir alınması tarihimizde bir ilktir. Bu bir nevi açık denizde korsanlıktır. Zira bu müdahale AB’nin ve Yunan Amiralin kışkırtması ve manipülasyonu ile Almanya ve AB için "özel siyasi kazanımlar" için yapılmıştır. Bu bakımdan “devlet adına modern korsanlık” biçimine, benzetilebilir.

Bu hukuksuz eylemi Türk denizcilik camiası, gereken şekilde protesto etmemiştir. Türk Denizcilik Federasyonu ve TMMOB Gemi Makineleri İşletme Mühendisleri Odasının basın açıklaması dışında olayın vahametini kamuoyuna açıklayan denizci sivil toplum örgütü olmamıştır. Deniz Ticaret Odalarımız, Türk Armatörler Birliği, Türk Uzakyol Gemi Kaptanları Derneği, Türk Kılavuz Kaptanlar Derneği, Brokerler Derneği gibi denizci STK’larımızın web sitelerinde en azından bu makale yazılırken bir açıklama yoktu.  Belki bu durum basit bir bürokratik aksama gibi görülebilir. Ancak özünde önemli bir olgudur. Denizcilik Camiamız Türkiye’nin adı konulmamış yeni bir hibrid savaşın içinde olduğunu bilmelidir. Cumhuriyet tarihimizde hiç yaşanmayan, bayrağımızı ve filomuzu küçültücü çok ciddi bir olay yaşanmıştır. Önümüzdeki günler daha da zor olacaktır. 1980 sonrasının düşünce paradigmasının değişme zamanı çoktan gelmiştir. Savunma denizde başlar ve bu sadece donanmanın görevi değildir. Donanma lokomotifse ticaret filosu vagonlardır. İkisinden biri olmadığında deniz gücünden bahsedemeyiz. Her ikisini de güçlü tutmalıyız. Gücün temeli de iç cephenin sağlamlığından gelir.

Cem Gürdeniz 28 Kasım 2020


 
 
 

7 Yorum

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin

Mehmet Birol Bayrakdar 1977 Gv. International Federation of Shipmasters' Associations Vice President

Beğen

5 üzerinden 5 yıldız

Bu konuda deniz ile ilgili STK’ların Dış işleri ve Ulaştırma Bakanlıkları nezdinde yazılı ve bire bir girişimleri olmalı.

Beğen

Selcuk Genc
Selcuk Genc
12 May 2024

Hükümetin /Devletin unuttuğu ,ve unutturduğu konuyu yeniden gündeme getirmeniz çok yerinde bir düşünce / davranış ama bunun Denizvi STK'lar tarafından da yeniden gündeme getirilmesi acaba hükümet/Devlet nezdinde bir uyanışa sebeb olabilir mi?

Beğen

 IRINI operasyonun yürütülmesi açısından Libya Meşru Mutabakat hükümeti ile uygun bir şekilde istişare edilmemiş, geminin silah veya benzeri malzeme taşıdığından şüphelenmeyi gerektirecek makul bir sebep yokken ve en önemlisi bayrak devlet Türkiye’nin müdahaleye onayı olmamasına rağmen denetim faaliyetleri icra edilmiştir. Yapılan aramalar sonucunda ise kararda belirtilen yasaklı maddelere rastlanmadığı gibi geminin şüpheleri haklı gösterecek hiçbir eylem de yapmamıştır. Dolayısıyla Türkiye müdahaleye itirazlarında da saklı tuttuğu üzere BMDHS’nin 110. Maddesinin 3. Fıkrasına dayanarak maruz kaldığı her türlü zarar ve kaybı tazmin edebilecektir.

https://icil.org.tr/eunavfor-med-irini-operasyonu-cercevesinde-roseline-a-gemisine-karsi-gerceklestirilen-askeri-mudahalenin-hukuka-uygunlugunun-degerlendirilmesi/

Beğen

Bize Ulaşın

YDO RUHU

Bu sayfada görmek istediklerinizi,

Fikirlerinizi Bizimle Paylaşın   

YDO okul brövesi

Gönderdiğiniz için teşekkür ederiz!

bottom of page