Heysham, İngiltere'de 27 Mayıs
- Alper Akpeçe

- 12 Tem 2024
- 3 dakikada okunur
Yıl 1983, Aralık ayıydı. Soğuk ve rüzgarlı kış gecelerinde, bize göre denizin ortasında bir umut ışığı gibi parlayan "27 Mayıs" gemisine altı stajyer olarak atanmıştık: ben, İskender Akbaş, Cemal Mengüç, Nazım Menevşe, Nejat Savaş ve Hidayet Duman. Her birimizin yüreğinde macera ve öğrenme arzusu vardı. Kaptan Metin Teknekuran, herkesin beybabası, ağzından hiç düşmeyen purosuyla bize güven veren bir beybaba figürüydü. İkinci kaptan Korsan Erhan, üçüncü kaptan M.Aydın Soylu abi ve rahmetli dördüncü kaptan Oğuz Kök ile birlikte, biz gençlere denizcilik hayatının zorluklarını ve güzelliklerini öğretiyorlardı. Baş mühendis Nevzat abi ve ikinci mühendis Sinan Konca abi de ve M. Oğuz Demir (Mk-83) ekibin ayrılmaz parçalarıydı.

Rahmetli Metin Teknekuran Ağabeyimin bir sefer öncesinde 100. Continant seferini kutlamıştık. Kazasız - hasarsız 100. Continant seferi bitmişti. Ama bir sonraki seferde, tecrübesi bize göre o günlerde üst seviyelerde olan rahmetli Metin Teknekuran Ağabey dahil hepimizin öğreneceği daha çok şeyler olduğunu ve hep olacağını öğrendik. Mesleğimiz bu yanı ile de sürekli öğrenmeye açık bir meslek.
Sefer talimatı Beybabaya ulaştı, Antalya limanından 500 ton pamuk yükledik. Gemi neredeyse boştu ve hareket ettik. Rotamız İngiltere’nin Heysham limanıydı. Oradan 20.000 kasa viski yükleyip İstanbul, Tekel’e getirecektik. O zamanlar konteyner yoktu; viski kasaları paletlerle yüklenirdi.
Beybaba sinirinden tepiniyor, bir yandan da "Bu gemi bu mevsimde boş oralara gitmez," diye söyleniyordu. Ancak BOD’dan gelen talimat açıktı: "Gider gider, gitmezse pedal takıp çevirirsiniz, öyle gidersiniz." Beybaba öfkelenmişti, ancak sefer talimatı net, bu sefer atılacaktı, yapacak bir şey yoktu.
O zamanın teknolojisi sınırlıydı; GPS, AIS hak getire daha icadı yok, VHF, çamaşır makinası tarifi radar bile zor çalışıyordu. Kış mevsimi, hava hep bulutluydu, gözlem yapılamıyordu. Yolda biz stajyerlere göre kaybola kaybola ama Beybabaya güven tam, bir şekilde İngiltere Lands End’i bulduk. Hava o kadar kötüydü ki, gemi ilerlemekte zorlanıyordu. Mecburen St. Ives adında bir yere demirledik.
Biz demirde tutunmakta zorlanırken, İngilizler yanımızda o havada rüzgar sörfü yapıyordu. Yılbaşına yaklaşıyoruz, dört gündür demirdeyiz ve Şirket sürekli baskı yapıyordu. Hava biraz düzelir gibi olunca Beybaba "Vira Bismillah" demiri aldı ve yola çıktık, zorla Heysham demir yerine ulaşabildik. Önümüzdeki geminin yarım günlük işi kalmıştı, ama havadan dolayı bir türlü operasyonunu bitirip kalkmıyordu.
Hava tekrar kötüleşti. Beybaba çift demir, sekizer kilit suda, makine tam yol ileride dayanıyorduk. Sonunda, taraya taraya karaya oturduk. On beş gündür sallanıyorduk ve gemi bir anda durdu. Gelgit sekiz metreydi. Biraz sonra deniz çekildi ve biz dümdüz ıslak kum üzerinde kaldık. Soğutma suyu gidince jeneratör durdu ve donuyorduk. Altı saat sonra deniz yavaş yavaş geri geldi. İskandil yaptık, bir metre yükselince jeneratör çalıştı. Çaylar, çorbalar yapıldı. Tekrar demir alıp, makine tam yol ilerledik. Gemi yüzdü ama biraz sonra yine oturdu. Tam dört gün bu şekilde yüzüp, yeniden oturduk. Rüzgar ve fırtına aman vermiyordu. Deniz çekilince sahilden insanlar yanımıza geliyor, fotoğraf çekip etrafımızda gezip el sallıyorlardı.


Bir seferinde demir zinciri koptu. Deniz çekilince hep beraber aşağı inip, zinciri çeke çeke birleştirip ekledik.


Max high water tide zamanı ve şansımıza sakin hava aynı ana denk geldi, ve bir kaç gün önce denemeler yapan ancak başaramayan tugboat yerine daha güçlü olan başka bir tugboat tarafından ısrarlı bir şekilde kanal içine doğru çekilmeye başlandık. Bu işte uzman olmuş bir pilotun kısa süreli makine (stern-astern) ve dümen kumandaları sonucunda oturduğumuz yerde sancak-iskele gemiyi oynatması ile yüzer hale geldik. Kanal içine çekilerek akrebinde de yanaştırıldık. Kulakları çınlasın Hatay Özden Ağabey de gemiye gelmişti. Ertesi gün rıhtımda dalgıç kontrolleri yapıldıktan sonra, her hangi bir hasar olmaması nedeniyle de hemen yüklemeye başlandı.

Yükleme tamamlandı tam limandan ayrılacağımız gün, hemen hemen aynı şiddette 56 knots civarı rüzgar esmeye başladı. Rahmetli Metin Teknekuran Ağabey limandan bu havada kalkamam diye ısrar edince, çok özel izinler alınarak, kazazede olma sıfatımız olması nedeniyle de bize tanınan kolaylık, liman bitişiğindeki nükleer santral rıhtımına bağlandık. Yaklaşık bir haftaya yakın o rıhtımda havanın kalmasını bekledik. Santral yönetiminin sağladıkları shuttle araçlarla, şehir turu, alış-veriş kolay oldu. Bununla birlikte, tv ve radyoda bizden bahsedildiğinde, alış-veriş yaparken oturan gemi personeli olduğumuzu anladıklarında fiyatlarında ikram yapmışlardı.
Yirmi bir gün boyunca limanda viski yükledik. Bu maceradan hemen sonra çok güzel anılarımız oldu. Kırılan viski kasalarını ikinci kaptana verip hesaptan düşüyorlardı, ama her kasada en az altı yedi şişe sağlam kalıyordu. Bu artık viskileri gemide depolayacak yeri kalmayınca İkinci kaptanın izni ile biz stajyerlere bile kasa kasa viski verilmişti.
Bu anılar, 1983 yılının o soğuk ve zorlu kışında denizlerle boğuştuğumuz günleri, dostluğumuzu ve dayanışmamızı hep hatırlatacak. Geminin güvertesinde fırtınaya karşı verdiğimiz mücadele, karaya oturduğumuzda yaşadığımız zorluklar, birlikte geçirdiğimiz uzun saatler... Hepsi bizler için unutulmaz hatıralar olarak kaldı ve bizleri abilerimiz gibi gerçek birer denizci yaptığına inanıyorum. Hayatımızın en güzel ve en zorlu zamanlarında yaşadıklarımızla birbirimize kenetlendik, aramızdan ayrılanlara rahmet, yaşayanlara allah selamet versin.
Sevgiler,
Cahit Yalçın Gv.84
40 yıl geçmiş olsa bile, zannediyorum o günkü personel bu yazdıklarımızı dün gibi hatırlıyorlardır.
Birlikte uyum içinde çalıştığımuz Oğuz Kök kardeşim ve kaybettiğimiz diğer tüm meslektaşlarımızı saygı ve sevgi ile anarak selamlıyorum. Ruhlarının huzur içinde olmasını temenni ediyorum.
Selam ve hürmetlerimle.
M. Aydın Soylu (Ulş.-İşl. - 83)



1 Yorum