100 Günde Yelkenle Singapur'a - Bölüm 3
- Alper Akpeçe

- 30 May 2024
- 4 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 24 Haz 2024
Akay Viran

Kizildeniz ve Aden
Her limanda vukuat Aden’de de yakamizi bırakmayacaktı ama önce Aden’e kadar olan zahmetli yolculugumuzu anlatmam gerek.
Hurgada’dan çıkınca kendimizi kıçtan gelen kuzeyli rüzgarın kucağında buluyoruz. Öte yandan sahilden ve gemi trafiğinden uzak kalmaya gayret ediyoruz.
Vardiyalar 6’sar saat. Ben, gemici Nurkan ile Ömer de, fotografçı arkadaşımız ile vardiya tutuyoruz.
Yeri gelmişken biraz Nurkan’i anlatayım ; Rising Tide’in inşasına başlamadan önce Omer’in babasının Marmaris Yalancı Boğaz’da inşa ettirdiği gulete nezaret etmiş ve akabinde de onunla mavi tur yapmıştık. O arada yağcı ihtiyacı baş göstermişti. Daha yeni Barış Istikbal Denizciliğin Alev-K gemisinden dönmüştüm. Hemen telefona sarılıp Aşkı ağabeyi aradım. Ağabey bana yağcı lazım dediğimi ve onun da anında bana Nurkan’i tavsiye ettigini anımsıyorum. Nurkan yıllarca hem Rising Tide’da, hem de daha sonraki yıllarda önce Ömer’le Rosinante teknesinde ve daha sonra benimle 42 metrelik motor yat Forty Love ‘da çalıştı. Yeterince tecrübe kazaninca da yoluna yat kaptani olarak devam etti. Evlendi, çoluk çocuğa karıştı…Allah Selamet Versin, yolunu açık etsin. Çok emek verdi bize.
Bu bölüme başlarken dediğim gibi Kizildeniz’in güneyden çıkışı olan Babul Mendep’e ulaşmamız biraz zahmetli oldu. 25 derece paraleline kadar kıçımızdan gelen rüzgar pruvaya geçerek bizi hırpalamaya başladı. Oysa o anda bir gemide olsak ne dalga ,ne de rüzgar umurumuzda bile olmadan köprüüstünde kahvemizi yudumluyor olurduk…Oysa freeboard 80 cm olan bir yelkenlide işler çok farklı. Ancak Orsa tramolalar yaparak saatte belki 4-5 mil yol yapabiliyorduk. Her yer tuz ve serpinti.
Bu yolculuğa çıkmadan önce gözümüzü bantlayıp yaptığımız talimlerin meyvesini topluyoruz. Gözlerimiz deniz suyu ile doluyken bile güvertede gözü kapalı dolaşıp, gerekli işleri kotarabilecek durumdayız. Gündüzleri rüzgar hiç aman vermiyor. Mecburen dümen tutmak durumundayız. Tekne 30 derece bir tarafa yatarak gidiyor. Dümenin arkasında ayakta durmak o kadar zor ki, çareyi ayağımızdaki ayakkabıyı yere çakarak mıhlamakta buluyoruz. Hava gündüz sıcak ama gece dondurmasada bir hayli soğuk. Istanbul’da kuzenimden aldığım kışlık tulumlar olmasa dayanabilmemizin bir o kadar zor olacağı kesin. Omer benim o tulumları aldığımı gördüğünde sıcağa gidiyoruz ne gereği var demişti, ama şimdi ne kadar işe yaradıklarını görünce teşekkür ediyor. Evet hava sıcak ama her yer nem ve tuz içerisinde. Nem oranı çok yüksek. Ancak gece vardiyalarında biraz rahatlayabiliyoruz.
Rising Tide klasik bir Schooner ama arması Bermuda ( Marconi de deniliyor ) ve Stay Sail Schooner olarak geçiyor. Faydası ise az insanla yelken basabiliyor olması. Sadece ana yelkenin bumbası var. Diğer yelkenler furling ile çalışıyor.
Ilk insa ettigimiz Antares teknesinde de ayni armayI kullanmıştık. O zaman ben ekipte henüz yoktum . Gv 81 dönemi sınıf arkadaşlarım Ömer Koray (PIC) , Veli Korkut ( Deli Veli ), Tunç (Gominist) ve Erol Gözen bu tekneyi inşa etmişlerdi. Ben 1986’da ekibe dahil olmuştum. Dediğim gibi Antares isimli ilk teknemizde de, 1989’da Ömer’in babasına inşa edilen ve bizim proje mühendisliğini yaptığımız Alevok isimli Gulette de hep bu armayı kullanmıştık. 2 kiii ile çok rahat yelken açılabilen bir arma olduğundan hep tercih etmistik. Ömer’in kararının ne kadar doğru olduğunu Kızıldeniz’de görüyorduk. Vardiyada 2 kişi ile Orsa seyri yaparak kendimizi bir an evvel Aden’e atmayı planlıyorduk.

İster fırtına , ister dalga olsun teknemize güveniyorduk. Tüm çarmıh tellerimiz ve Istralyalar 30 mm çelik halattan ve çarmıh ayaklarımız da sancaktan - iskeleye alabandaya ve omurgaya kaynakla sabitlenmişti. Direklerimiz budaksiz Rus ladin ağacından 10 parçadan epoksi kullanılarak inşa edilmişti.. Long Keel’e sahip olan Rising Tide ciddi anlamda ağır bir donama sahipti. Belki bu yüzden çok sürat yapamıyorduk ama hesapları yapan gemi inşa müh. Haluk Soygur arkadasımız bizi bunun gerekli olduğuna ikna etmişti. Daha sonraki aylarda Singapur ve çevresinde gezerken bunun ne kadar doğru bir karar olduğuna defalarca şahit olacaktık.
Neden Aden limanına uğramak istediğimiz ise; uzun bir planlamanın sonucu. Yolculuktan aylar önce nerelerde durup ikmal yaparız diye ince hesaplar yaptık. Örneğin Hurgada hiç bir hesabımızda yoktu. Bir yandan da korsanları da hesaba katarak mümkün mertebe Babul Mendep’den cıkınca sahile daha yakın olmanın isabetli olacağını planlamıştık. Aslında o yıllarda sanırım pek korsan yoktu, ama ne olur olmaz diye yanımıza yarı otomatik bir tüfek de almıştık. Bu nedenle Aden’in daha doğru bir seçim olduğuna kani olmuştuk. 1987’de 2.kaptan olduğum Turgut Kaptanoğlu gemisiyle Yemen’e geldiğim için daha aşina olduğumu varsayarak Aden de israr etmiştim. Turgut Kaptanoğlu demişken süvarimiz Gırnata Vedat abime rahmet, Çarkçı başımız Mehmet Tabakoğlu abimize de Allah Selamet Versin diliyorum.

Güneye doğru yaklaştıkça hava yavaş yavaş maynalamaya başlamıştı. İşte böyle bir gecede kahve ve bisküvi keyfi yapıyorduk. Marmaris’ten aldığımız Eti Burçak bisküvilere ilgi çok olduğundan 10 paketini zulaya atmıştım. Nurkan’a hadi git zuladan 1 paket kap gel dedim. 2 dk sonra Nurkan kahvelerimizle beraber Burçakları da kıçtaki masanın üstüne koyunca zevkimiz de yerine gelmişti. Büyük bir keyifle paketi açtık ve daha ilk ısırışta o da ne…!? Feneri çakınca üstünde arapca harfler yazıoı Mısır mali bisküviler bize göz kırpmaz mi ? Ömer bizim Burçakları zulaladığımızı farketmiş ve zulayı patlatmış. Hurgada’da çarşıya çıkıp aynı büyüklükte bisküvi almış ve hiç üşenmeden paketleri tek tek açarak Burçakları değiştirmiş... Boşuna Piç lakabını takmamışlar… Ha bu arada Ömer lakabıyla YDO’ya gelen bir nev’i şahsına münhasır PİÇ'tir… Tabii ben bunu hiç akıl etmediğim icin tongaya basmıştım. Oysa okula gelişinden belliydi ne olduğu…
4 gÜn sonra Zuqar adasının kuytusuna girip demir attığımız an bizim can dostumuz, teknemizin neşesı ve mürettebatımız, köpeğimiz Kara can havliyle denize atladı ve yaklaşık 24 saat tekneye gelmedi. Zuqar adasında 2 gün kaldık ve o iki gün süresince Omer bize balık ziyafeti çekti. Ufak botumuzla sahile yakin bulunan batığın etrafına gittik ve daldık. Daha sonra batığın içinde ve çevresinde bulunan balıkları eliyle tutarak bize gösteren Ömer’e o olmaz, şu olur şımarıklığı ile gerçekten inanılmaz balık ziyafetleri yaşadık.
Zuqar’a girerken karşılaştığımız bir Türk gemisi ile selamlaşmamız başlı başına özel gün oldu bizim icin. Birol Bayraktar abimizin gemisi Elevit ile daha sonra yine Malaka boğazında karşılaşacak ve denize bizim için kumanya paketi atacaklardı. Ikinci kpt. dönem arkadaşımız Bülent Dal ( Halter ) paketin içine bazı dergiler koyarak sosyal hayatimızı ayrıca renklendirecekti . . .
Zuqar’dan sonra kısa bir seyir yaparak Aden iç limanda demir attığımızda sanki yolu yarılamış gibi hissettiğimizi hatırlıyorum. Burada 5 gün kaldık. Bu bes gün içerisinde tabiiki vukuatlar hiç eksik olmadı…
Yine başrolde fotografçı arkadaşımız, bu uğrakta da başını ve dolayısıyla bizim de başımızı belaya soktu.
Haftaya Aden maceraları ve Hint Okyanusu seyri…



Yorumlar