top of page

Nuri Cerrahoğlu - Bölüm 3


Güngen Denizcilik ve Tic. AŞ Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Güngen Nuri Cerrahoğlu’nu şöyle anlatmıştır; 


“Nuri Cerrahoğlu Bey bizim pederin arkadaşıydı. Onun sayesinde yıllar önce gemilerde çarkçılık yapıp, bu nice iştir anlamaya çalışmıştım. Son derece şahsiyetli, haysiyetli, ağırbaşlı, imanlı ve bilge bir insandı. Bazen çabuk parlıyor, bağırıyor, çağırıyor; ama fırtınaları hep anında bitiyordu. Arkasından biraz önce bağırdığı herkesi güldürüyor, gönüllerini alıyor, insanlar onun ciddi birşeyi anlatabilmek için bağırdığını çabuk anlıyordu. Bulunduğu meclislerde sohbetin odak noktası hep o oluyor, dinleyici kitlesi kim olursa olsun, en sıradan vatandaş veya başbakan, ama o bir şekilde dinletmeyi biliyordu.


Nuri Cerrahoğlu Bey bu konumunu zamanla kazanmıştı; Zaman öngörülerinin başkalarının yapamadığı bir hesaba, göremediği bir öğrenime bağlı olduğunu hep ispat etti. Hitab edebildiği sınırsız insan yelpazesinde en yakın arkadaşlarından birisi, kendi akranı olan şoförüydü, diğeri de okul arkadaşı olan ülkenin en büyük sanayicisi. 


Nuri Bey her ikisi ile aynı samimiyet ve rahatlık içinde bulunurdu. İstanbul’dan otomobiliyle sabah yola çıkar, yorulmasın diye şoförünü arka koltuğa oturtur, aracını Ankara’ya kadar sürer, şehre girerken kendisi arka koltuğa geçerdi. 

Ertesi gün onu ciddi bir ülkenin prensiyle, başka birisinin başbakanıyla aynı masada yemek yerken görebilirdiniz. Avukatlar, onun kendilerine hukuk öğretmeye kalkışmasından hiç gocunmazdı!.Ömrünün büyük bölümünü nice geminin borç ödemesine vakfetti. Yıllarca hasretini çektiği evinin sefasını süremedi. Uzun beklemelerden sonra zorla tamamlayıp taşınabildiği evinde kardeşimle birlikte kendisini son ziyaretimiz, geçirdiği by - pass ameliyatı hemen sonrasına rastladı. Evine gittiğimizde sabah kahvaltısı ediyordu. Eşi en fazla bir dilim ekmek yemesine müsaade etti. Çok kızdı ve konuyu değiştirmek için kalbine damar nakletmek üzere bacaklarında açılan yaraları bize gösterdi. Önümüzde sabahlığını açmak suretiyle eşini utandırıp, savuşturmaya çalıştığını sonradan anladık. Eşi salondan çıkınca, kardeşimden telefonu getirmesini istedi. Yurt dışında bir gemisi takılmıştı. Gayesi, daima müşfik alâkası karşısında ezildiği eşine çaktırmadan uçakta yer ayırtmak ve iki gün sonra, yani nekahat süresi bitmesinden on gün önce gemisinin peşinde yurtdışına kaçmaktı!


Eşi, çok sevdiği Nuri Bey’in sağlığını muhafaza edebilmek ve kızlarının bakım ve öğrenimlerini izleyebilmek için daima iki arada parçalandı. Nuri Bey “Ailemi hep ihmal etmek durumunda kalıyorum. Muhabbetimiz ancak uluslararası telefon görüşmelerinde devam ediyor. O kadar çok seyahat ediyorum ki, bir yılda yüzbin İngiliz’i otel parası olarak harcamışım” derdi.

Son zamanlarında eşi O’nun sıhhatini bir derece koruyabilmek için ilginç bir hapis cezası icad etti ve bir “Yat alacağız” diye tutturdu. Nuri Bey eşini kıramadı, adresini benden edindiği bir satıcıdan bir adet yat aldı. Bu yat denen nesne, Onassis’in yatına benzer devasa bir şey filan değil, sade ve küçük bir tekneydi.

Eşini kızdırdığını düşündüğü zamanlar gönül almak için kullandığı “Sevgili” adını tekneye isim olarak verdi. Eşi bir müddet ümitlendi, sevindi, ama Nuri Bey’i birkaç seferden fazla bu Tekneye götüremedi. Daha doğrusu tekneye bindirip “Tutsak etmeye” muvaffak olamadı.


Nuri Cerrahoğlu ile son görüşmem sıcak bir yaz akşamı Londra’da oldu. Etrafında bulunan gençlere, “Sizin gibilerin yetiştiğini görmek beni çok bahtiyar ediyor” diye iltifat ederek gönlümüzü aldı ve iki saat bize “Lloyd’s Open Form” un ne olduğunu anlattı.


Sohbet sonunda hepimiz bu konuyu tam kavramıştık. Bize karpuz ikram etti. Karpuzu yerken gece yarısı telefon çaldı. O zamanlar faks cihazları daha piyasaya çıkmamıştı. Belki eşi, belki yardımcılarından birisi, geç vakit yayınlanan ertesi günün İstanbul gazetelerinden bir tanesinde kendisiyle ilgili çıkan haberi okumuş. Nuri Bey biraz kızdı, kızardı.

Galiba bir muhabir sosyalizm edebiyatı yapmış, gazetede yattan, bitmez tükenmez servetlerden filan bahis etmiş. Bana döndü, “Kardeşim; Herkes bana zengin diye takılıyor, denizin üstünde yüzen gemiyi görüyor, benim üstünde yüzdüğüm borcu, omzumdaki yükü görmüyor. Benimle çalışan bir yığın insan ekmek yiyiyor. Ben sanki altın mı yiyiyorum? Yemek bile doğru dürüst yiyemiyorum” dedi. Kırk yılda bir eşinin sözünü tutmuş, bize karpuzun kırmızı yerini yediriyor, kendisi de diyabetine zarar vermesin diye karpuzun beyaz, kelek yerini yiyerek “Nefsini körletiyordu”.

Çok kısa süre sonra İran - Irak savaşı alevlendi. Nuri Bey, belki sevdiklerinden fazla üzerlerine titrediği iki gemisini çok düşünmeden Basra Körfezine gönderdi. Gayesi ülkenin stratejik petrol nakliyesini sıkıntıya sokmadan devam ettirmekti.


Ciddi kalp rahatsızlığına rağmen, birliğinin moralini sağlam tutmak isteyen bir komutan gibi hep en ön safta o bulundu. Sıcak ve yapışkan bir Temmuz günü, önce Türk Bayraklı “M.Vatan” ve iki gün sonra “M. Ceyhan” tankerleri Körfez’de birer Irak “Exocet” füzesiyle vuruldu. Üzerlerinde Türkiye’nin petrolüyle. Gemiler elden gitti ama o ateş ortamına gitmeye cesaret edebilen personelinden kimsenin vurulmadığına şükretti. 


Nuri Bey yılmadı, bombaların düşmeye devam ettiği Tahran’da, Körfezde yüklü ve hâlâ yüzerhalde kalan gemilerine kurtarma yardımı yapmış olan “Leş - kargası Salvage Contractor” larla günlerce petrolü kurtarmak için mücadele etti. Bize öğrettiği Lloyd’s Open Form üzerinde bir masabaşı zaferi kazandı. Yorgun argın işi bitince bir koltuğa oturdu, yanında bulunan İranlı arkadaşın bana naklettiğine göre, “Çok şükür bu işi de hallettik, Allah’a şükür şimdi kendimi çok rahat hissediyorum” dedi. Bu O’nun son sözü oldu, ruhunu teslim etti.


Tarih 19 Temmuz 1985’ti. Savaş esnasında İran’a gidip, gelmek öyle büyük bir zorluktu ki, naaşı günlerce yurda getirilemedi. Sonunda, gizli bir operasyonla özel uçak kaldırıldı. Vefatından günler sonra vatan toprağına defnedilebildi.


İtikadımıza göre, kutsal gördüğü vazife başında vefat eden insan şehittir. Nuri Cerrahoğlu Bey, Türkiye’nin bir deniz şehididir. Yani TTK’nun 823. Maddesinde tarif edilen insan O’dur.

Defnedilirken muazzam kalabalıktan ötürü ön safa kadar gidemedim. Oysa kefeninin cebi var mıdır merak etmiştim, göremedim! Muhterem ailesine ne servet bıraktığı mühim değil, dünyanın serveti onu geri getiremez. Ancak bildiğim birşey, haysiyetli bir ismi miras olarak bırakmış bir fukaradır O, 56 yıl koşturup, sadece kelek yiyebilmiş olan!


O hayattayken “Cerrahoğlu” denilince Nuri Bey tanınırdı. Sonra Türk Bayrağı’nı dünyada haysiyetle taşımış bu rahmetli bayraktarın bayrağını, ailesi ve yeğeni taşımaya başladı.


“Hafıza-i beşer nisyan ile malûldür”. Bizim küçük dünyamızda, yıllarca ekmeklerinin buğdayına, sobasının kömürüne hammallık yapmış, taşıdığı petrolle birçok insanın bugün bulundukları mevkilere kadar yükselmelerini sağlamış bu şehidi millet unutmuş olabilir. Ancak muasır “Deniz esnafı loncası” için O’nun vefat yıldönümünü unutmak, mecnunluk olacaktır. Çoğumuza önder olmuş bu “Bayraktarı” rahmetle yad etmeyi arzu ediyorum.


Nuri Cerrahoğlu, Türk Denizciliğini uluslarası camiada tanıtmış, Devlet Politikalarında Denizciliğin yerini işaret etmiş bir kişidir. Erken vefatı ile açtığı yoldan ilerleyen nice armatörlerin aslında devlet destekli alınan devasa gemilerle ülkeyi, bankacılık sektörünü ve siyaseti denizcilikten maalesef uzaklaştırmıştır.


Bu ibretlik yazılarımız birer başlık olarak belirleyerek, sadece yazıların içeriği ile yetinmeden daha derinlemesine yapılan hataların irdelenmesi ve değerlendirmesinin yapılması gereklidir.


2024 yılında derlediğim bu yazıda ismi geçen Güngen Denizcilik, geçmişten feyz alarak günümüzde başarılı işlere imza attığınıda belirtmeden geçmek istemiyoruz.


YDORUHU Üyelerine

Saygı ve Sevgilerimle,

Alper Akpeçe 92'Gv.

Kıvanç Ergönül 87'Gv.


 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin

Bize Ulaşın

YDO RUHU

Bu sayfada görmek istediklerinizi,

Fikirlerinizi Bizimle Paylaşın   

YDO okul brövesi

Gönderdiğiniz için teşekkür ederiz!

bottom of page