top of page

KUTSAL KASE



kutsal kase

Bilinen ve bizlere öğretilen tarih, insanlığın sürekli gelişerek günümüze ulaştığı fikrinden yola çıkmıştır. Özellikle günümüz yapay zeka programlarının bilimsel araştırmalarda kullanılmaya başlanması ve günümüze ulaşmış eski yazıtların anlamlı birer metne çevrilmesiyle bu durumun gerçeği yansıtmadı yavaş yavaş gündüzüne çıkmaya başlamıştır. 


Daha çok sembolizm ve geleneklerle günümüze ulaşan bu türden insana ait bir çok mit yavaş yavaş gerçekliğini ortaya koymaktadır. Geçmişten günümüze Ölümsüzlüğe ulaşmayı vaad eden ve nesnel olarak varlığına inanılarak aranan Kutsal Kase dünya üzerinde bir çok felsefede yer alan çok güçlü bir hikayedir. 


Kutsal Kâse, Hristiyan mitolojisinde önemli bir yere sahipken, Batı edebiyatı ve popüler kültürde de geniş yer bulmuştur. Manevi aydınlanmanın, kutsal bilginin ve sonsuz yaşamın sembolü olarak görülür. Kutsal Kâse arayışı, insanoğlunun yüce amaçlar peşinde koşma dürtüsünü temsil eden en güçlü sembollerden biri olmuştur.


Çeşitli anlatılarda farklı şekillerde betimlenen bu nesne, genellikle Hz. İsa'nın Son Akşam Yemeği'nde kullandığı kadeh veya çarmıha gerildiğinde akan kanını toplayan kap olarak tasvir edilerek Hıristiyan inanışında sahip çıkılsa da, İngilizlerin tarihinde Kral Arthur ve Yuvarlak Masa Şövalyelerinde yüce bir idealin peşinde koşma, manevi aydınlanma ve sonsuz bilgelik arayışının sembolü haline gelmiştir.


Uzak Doğu Felsefesinde Kutsal Kâse ile aynı şekilde, Amrita da sıradan bir nesne değil, ilahi bilgelik ve ruhsal kurtuluşun sembolüdür. "Amrita", tanrılar ve şeytanlar arasında büyük bir savaşa neden olan, ölümsüzlük sağlayan bir iksirdir. 


Uzak Doğu felsefesi, "mutlak hakikati dışarıda aramaktansa, içsel bir yolculuğa çıkmayı" öğütler. Bu, Kutsal Kâse'yi arayan bir şövalyenin hikâyesiyle birebir örtüşür. Kâse'nin bulunması, zihin ve ruhun aydınlanması ile ilgilidir. Bu nedenle, Kutsal Kâse'yi Uzak Doğu bağlamında düşünürsek, onun karşılığı, bir zen koanı, nirvana arayışı, dao'yu bulma süreci veya amrita iksiri olarak karşımıza çıkmaktadır.


Amerika kıtasındaki kadim halklar olan Aztek, Maya ile Lakota ve Navajo gibi  Kızılderili halklarının kültürlerinde kutsal kaplar ve içecekler, toplulukların manevi yaşamlarında derin bir anlama sahiptir. Her ne kadar Batı'daki Kutsal Kâse kavramıyla birebir örtüşmese de, bu nesneler ve ritüeller, insanın kutsal olana ulaşma arzusunu ve ruhsal arayışını yansıtmaktadır.


Peki kimilerine göre insanlık tarihinde bu kadar önemli yere sahip, günümüzde kimilerine göre safsata olarak görüle bu durum nedir? 


Nesnel veya Sembolik olarak tüm inanışlarda yer bulan Kap Sembolünün açıklaması çok daha eskiye dayanan insanın kendini arayışında ulaşılan bilgilere dayanmaktadır. 


Her insan dokuz hakim insan tipinden birine ait olarak doğar. Bu insan için, dokuz farklı bakış açısı, dokuz farklı değer sistemini ifade eder. 


İnsanın ait bu Dokuz farklı değer sistemi, 3 ana merkezden doğar ;

  1. Zihin Grubu;


  1. Mükemmeliyetçilik / Reform

  2. Yardımseverlik / Şefkat

  3. Başarıya Odaklanma / konsantrasyon


  1. Duygu Grubu,


  1. Özgün / Bireysel

  2. Araştırmacı / Merak

  3. Sorgulayıcı / Sadakat


  1. Fizik Grubu


  1. Maceracı / İstek

  2. Meydan Okuyan / Lider

  3. Barışçıl / Uzlaşma


“3 merkez ve dokuz değer sisteminde dengeli olan kişi Mutludur.”


İnsanın kişiliğinin çözümlenmesinde de gene 3 faktör vardır;


  1. TOHUM ; Doğuştan gelen faktörler,


Genetik faktörleri içerir. Kişinin mizacını belirler. Aileden gelen ve genetik olarak taşınan tüm baskın faktörlerin bir bileşimidir.


Eski kozmopolit yaşam tarzında “ KİMLERDENSİN?” Sorusu bunu anlamak için sorulan bir sorudur. 


  1. TOPRAK ; Çevresel Faktörler,


Kişinin dünyaya geldikten sonra çevresinde tecrübe ettiği aile ortamı, okul çevresi, sosyal yaşamı, iş ortamı gibi yaşamı boyunca etkileşime girdiği tüm faktörlerdir. 


“NERELİSİN HEMŞERİM” Sorusunun kaynağı da asıl olarak budur.


  1. İKLİM ; Makro Sistem


Kültürel Çevre, Küresel gelişmeler, endirek olarak duyulan, görülen, okunan, araştırılan ve en önemlisi farkına varılan tüm faktörlerden etkileşimi ifade eder. 


“ÇOK OKUYAN MI, ÇOK GEZEN Mİ” sorgusunun temelinde yatan makro sistemi anlama çabasıdır.



Gelelim Bizim Kaseye, Tüm bu faktörler insanın 3 Kapasitesini şekillendirerek kişiliğini oluşturur. 


Sembolizim olarak “Kutsal Kase” insanın kendisidir. 


Bu kaseyi 3 ayrı iksir ile ve Her bir iksirden aynı miktarda doldurarak en yüksek mertebeye ulaşılır.


Bulundurduğu kitap ve kitap raf sayısı göz önüne alındığında, Dünya’nın en büyüğü kabul edilen ABD Kongre Kütüphanesi 164 Milyon esere ev sahipliği yapmaktadır. 


Kutsal Kasemizin bulunduğu insan beyninde ise; 90 Milyar Nöron bulunmaktadır. Her bir Nöron 50Bin ile 250Bin arasında bir diğer Nöron ile bağlantı kurmuştur. Bu hesapla, siz insan beynine kaç tane ABD Kongre Kütüphanesi yerleştirebileceğinizi hesap edin.


Hindistandaki Maymun Kapanı veya Pire Kavanozu deneylerinde elde edilen sonuçlar gibi, günümüzde her kişi kendi kutsal kasesini kapasitesine göre doldurur. 


Bahsi geçen bu kişilik belirleyici özellikleri biraz daha açarsak, dengeyi bulma işi daha berraklaşır;


ZİHİN MERKEZLİ KİŞİLİK ; Mantık sınırlarında, bilgiyi kullanarak zihin sınırlarını genişleten kişilik yapısıdır. Sahip olduğu bilgiyi mantığında farklı bakış açıları yakalamaya yönelerek analitik düşünür. Bu kişilik tipinde ön yargılara izin verilmeyen, kusursuz gözlem yapabilme yeteneği gelişir. Zihin, bilginin etki alanında kendini rahat hisseder. IQ seviyesini yükselten bu kapasite, sorgulama ve sentez yeteneklerini geliştirir. Modelleme ve odaklanma konularında başarılı olur. Tutarlı, Vizyoner bir kişilik oluşumunu destekler. 


DUYGUSAL MERKEZLİ KİŞİLİK ; Duygularımızı bir nehir olarak düşünmeliyiz. Zihnimiz bu nehrin yatağıdır. Ya, engeller koyarak suyu biriktirir, ya da bırakıp çağlayarak akmasını sağlarız. 


Duygular, yaratıcılığı ateşler, kalpten gelir, sezgisel bilgeliğin kaynağıdır. 


Duyguların gösterilmesi, sanılanın aksinegüçsüzlüğün bir göstergesi değil, GÜCÜN AÇIĞA Çıkmasıdır. 


Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguyu paylaşanlar anlaşabilir. Duyguları kabul etmek ve davranışları yönlendirmesine izin verilmelidir. Duygular engellendikçe, baskı artar. Ancak ehlileştirerek çağlamasına izin vermek, mükemmelliğe ulaşma noktasında ilk ve en önemli adımdır. 


Hissederek yaşama sarılmak, ilişki kurmak, açık ve şeffaf iletişim kurabilmek, uyum ve empatiden ilham almak ile hayatı pozitif ilişkilendirmeye olanak tanıyacaktır. 


Bu kapasitenin doğru şekillendirilmesi, ön sezilerimizi mükemmelleştirecek, hatta akıl ve mantığın gösterdiklerinin çok ötesini görebilme olanağı sağlayacaktır.


   

FİZİKSEL MERKEZLİ KİŞİLİK ; İnsanın kendini tanıması, gücünün farkına varması ve onu kontrol etmesi ile alakalıdır. Fiziksel merkez aynı zamanda yaşam merkezidir. Yani yaşam çizgisindeki alternatiflerimizin farkına varma kapasitesidir. Kendini tanımak, şu anda olduğumuz nokta ile, olmak istediğimiz nokta arasındaki yolları bize gösterir.  


Fiziksel Merkezin olumlu düşüncelerle beslenmesi kişiyi, Liderliğe, Uzlaştırıcı ve mükemmeliyetçi bir kişiliğe taşırken, olumsuz düşüncelerle beslenmesi halinde stresli, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan, kuralları baskı aracı haline getiren bir kişilik haline getirir. 


Fiziksel merkez, diğer merkezlerin gücünü kullanacağından, olumlu veya olumsuz olarak doldurulması diğer merkezlere de bağımlıdır. 


GİDİLECEK YOLUN SEÇİMİNİ, SAHİP OLUNAN GÜCÜN KULLANIMI YÖNLENDİRECEKTİR.


Sonuna Kadar okuduğunuz için teşekkürler,


Alper Akpeçe 

1 Yorum

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin

Hikâyenin orijinal hali daha farklı bir şekilde Kelt mitolojisinde anlatılırken işgüzar bir Fransız şairin yazdıkları ile tüm dünya Hristiyanları Kutsal Kâse’nin peşine düştü. Fransız şair Robert de Boron Kâse’yi ilk kez Hristiyan dini açısından derleyen ve yaratan kişiydi. Boron’lu Robert, döneminin efsanevi hikayelerinden etkilenerek kendi efsanelerini yaratmıştı. Okuyup etkilendiği Kelt Mitolojisindeki sihirbaz Merlin masallarından, Kral Arthur hikayelerinden esinlenerek Kutsal Kâse’ye dönüşen bu efsaneyi ortaya çıkardı. 1200’lü yıllarda 4. Haçlı seferi sırasında Haçlıları galeyana getirmek amacıyla, Tapınak Şövalyelerini onurlandırmak ya da cesaretlendirmek amacıyla yarattığı yalana tüm Avrupa ve dünya sahiplenerek sürdürmeyi tercih ettiler.

Beğen

Bize Ulaşın

YDO RUHU

Bu sayfada görmek istediklerinizi,

Fikirlerinizi Bizimle Paylaşın   

YDO okul brövesi

Gönderdiğiniz için teşekkür ederiz!

bottom of page