top of page

100 GÜNDE YELKENLİ İLE SİNGAPUR'A - BÖLÜM 5

Akay Viran 81'Gv


Bölüm 5


Hint Okyanusu , Yunuslar , Cochin Limanı ve yine vukuat


Aden’den sabah çok erken saatlerde çıkıyoruz  ve önce Arap yarımadasına paralel Sallalah limanına doğru yükseliyoruz. Amacımız korsanlardan uzak durmak. Limandan çıkmadan önce Socotra adasından uzak gecmemizi tavsiye ediyorlar. Biz de onların sözüne uyuyoruz. Fakat ertesi sabah bu tavsiyeye ne kadar sadık kalsak da korsan değil ama kotu niyetli balıkçılar ile karşılaşıyoruz.



Zambuk diye adlandırılan iki balıkçı teknesinin her iki tarafımızdan yaklaştığını haber veriyor Omer ile hemen güverteye fırlıyorum. 2 tane tekne yaklaşık 3 gomina uzaklıktan bizim 2 kerte gerimizden  yetişmeye çalışıyor. Önce ellerindeki kocaman muz hevenklerini gösterip sanki satmak istiyormuş gibi bağırıyorlar. İstemediğimizi söylüyoruz ama niyetlerinin muz satmak olmadıgı apaçık olan bu balıkçılar yavaş yavaş bize yaklaşmaya devam ediyorlar. Elimizden geldiğinde makineye tam yol veriyoruz. Maalesef rüzgar olmadıgından yelkenlerimiz basılı degil. Aklımıza sanki çok kalabalıkmışız gibi bir senaryo uygulamak geliyor. Aşağıdan tek tek güverteye çağırıyoruz, teknedeki herkesi. 2, 3, 4 ve sonunda 5 kisi oluyoruz…ve canavar köpeğimiz Kara güvertede koşup havlamaya başlıyor. Balıkçı teknelerinin yaklaşmayı kestiklerini görüyoruz, ama niyetlerinden vazgeçmedikleri aşikar. Ve son önlemimizi uyguluyoruz.

Ömer içerden bizim emaneti getiriyor, yaklaşmayın diye bağırarak önce gösteriyoruz  ve ardından bir kere onlara doğru  havaya ateş ediyoruz. Her iki balıkçı teknesi de birdenbire farklı yönlere alabanda yaparak peşimizden ayrılıyor. İlk saldırıyı atlatmış olmamızın verdigi huzurla Hint Okyanusu seyrimize devam ediyoruz. Bu emaneti yanımıza almış olmanın ne kadar doğru karar oldugunu da anlamış oluyoruz tabiki. Emaneti teknede sadece benim bildigim bir yerde saklıyorum. Teknenin sac isi Akcakoca’da yapılırken bas taraftaki master kabine yaptırdığım tavandaki ince uzun kutu safe görevi görüyor. Bazı limanlarda didik didik aramalarına rağmen bulunamamış olması da bu gizli bölmenin işe yaradığını ispatlıyor.  

Bizim fotografçı arkadasımız ne yazık ki bunları kaydedemiyor…ve bu anlar sadece hafızalarımıza kazanıyor…Aden limanından ayrıldığımız sabah önümüzden havalanan Manta balıklarının verdigi görsel Şölen gibi korsan maceramız da sadece anılarımızda kalıyor.

Hint Okyanusu seyrimizde en büyük eğlencemiz balık tutmak.  Arkamızdan saldığımız trollingle balık yakalamak sevdamız ne yazıkki denizden sadece plastik poşet ve çöp toplamak ile hüsrana uğruyor. Topladığımız poşetleri iyice bastırarak bir torbada topluyoruz. 

Hint okyanusunda yaklaşık Umman sınırına yakin bir yerlerde birdenbire etrafımzı yunuslar çevreliyor. O güne dek bu kadar çok yunusun bir arada oldugunu hiç görmemiş olmamızı ve heyecanımızı asla unutamam. Yüzlerce yunus etrafımızda dönüyor, takla atıyor, perende yapıyor ve daha akla gelmeyecek bir sürü muhteşem hareketi sergiliyorlar. Makineleri dead slow ahead yaparak yaklaşık 30 dakika bu muhteşem gösterinin içinde süzülüyoruz. Kalbimiz yunusların her hareketi ile yerinden çıkacak gibi küt küt atıyor. Denizlerin bu akıllı hayvanlarını arkamızda bıraktığımızda yaşadığımız mutluluğu sözcüklerle anlatmak hiç kolay değil.

Cochin limanına 1 gün kala balıkçıların denize bıraktıkları ağların arasına giriyoruz ama şansımız yaver gidiyor ve hiç birine takılmadan geçmeyi başarıyoruz. Oysa bu ağlar tam bir tuzak. Takılırsak zarar görmeden kurtulmamız mucizelere bağlı. 

Sonunda Cochin Limanına sabahın erken saatlerinde yerlilerin Chinese Fishing Nets olarak adlandırdığı sahilden balık tutmaya yarayan ağ düzeneklerine  hayran hayran bakarak giriş yapıyoruz. Limana gelmeden önce sancak tarafta bulunan Meşhur Malabar Hotelin açığına demir atıyoruz. Buraya demir atılabileceği bilgisini bana veren Ingiliz kaptana minnetkar olduğumu net hatırlıyorum. Burada yanaşabilecek bir yer de yok. Hatta nereye demir atılacağını bile kimse söylemiyor. Sadece yatçılar karşılaştıkları her limanda bilgi alışverişi yaptıklarında bu tarz önemli bilgileri paylaşıyor. Biz de Aden limanında karkarşılaştığımız o Ingiliz teknesinin kaptanından ögrendiğimizi uyguluyoruz. Haklı da çıkıyor.



COCHIN şehri Kerala eyaletinin başkenti, bizim burayı uğrak olarak seçmemiz ise tamamen benim isteğim doğrultusunda gerçekleşiyor. Alternatif yaşam biçimlerine kafayı taktığımdan Cochin’e uğramayı ben öneriyorum. Zaten Sri Lanka Galle’ye seyir yaptığımızdan, oraya yakın olan bu limanda durup, hem yakıt ikmali, hem de aklımdaki gözlemleri yapma isteği bizi buraya yönlendiriyor. 

Ilk iş, teknenin evrak çantasını alıp dışarı çıkmak ve geliş islemlerimizi tamamlamak. Ufak şişme botumuz beni Malabar otelinin rıhtımına bırakıyor. Malabar Hotel  Cochi limaninin girişinde bulunan Willington adasının en kuzeyinde ve liman başkanğının yanında . Otelin bahçesinin hemen açığına demirliyoruz. Yatlar icin özel bir barınak veya marina benzeri bir yer yok. Buraya gelmeden 2 ay önce Ankara’ya gidip Hindistan vizesi almiştik. Yatla geldigimiz icin liman cüzdanlarımız burada geçerli degil. Liman başkanlığında giriş islemlerimizi ( hem polis , hem de liman ) tamamlayıp nerede yakıt alabileceğimizi ve nereye yaşabileceğimizi soruyorum. Bu arada tekneden çıkardığım 5 poşet plastik çöpü atmak istiyorum, ancak otel gorevlilerinin çöpü almak istemediklerini söylüyor. Ne yapacağımızı soruyorum ? Çöpü tekneye geri götürmemi ve denize atmamı söylüyorlar. Biraz da olsa yüzlerinin kızardığını söylemezsem, haksızlık etmiş olurum. Beni yönlendiriyorlar ve Nihayetinde hem su , hem yakıt , hem de bağlayabileceğim ve çöpleri atabilecegim bir yer bulmanıin dayanılmaz hafifliğini hissederek Rising Tide’a dönüyorum. Ertesi gün tarif edilen mevkide olan Wellinton adasının batı sahilinde bir rıhtıma ancak eğreti bir şekilde bağlıyabiliyoruz. 

Cochin ve Vukuat  

Malum vukuatsız bir limanımız yok. Ve yine her zamanki gibi başrolde fotografçımız. Bu kez adres Balıkçı Limanı. Bizim şipşak foto nereden duymuşsa balık halinin namını o gün öğleden sonra yine Ömer’ide peşine takıp, balık haline gidiyor. Fakat hesaba hiç katmadıkları ; öyle elini kolunu sallayarak balık haline girmek yasak. Üstelik bir de fotograf çekeceksin ve üstüne üstlük bir de yabancısın. Hepsinden daha da vahimi balık haline denizden gidiyorlar. Yani girişin yasak olduğu bir yere girilmeyecek bir yerden girerek kaçak muamelesi görüyorlar. Balık baştan kokar misali, yaptıkları herşey gayri kanuni. Balık Halinde gezip fotograf çekmeye başlayınca, yanlarına yaklaşan eli sopalı güvenlik bunların gezintilerine son veriyor. Ve… tabiki hop yine karakol. Yalvar yakar, yabancıyız , bilmiyoruz, gözyaşı,….. bu kez kameralarına el koymadıkları iiçin şanslılar ve denizden gittikleri balık halinden ceza ödemeden salınıyorlar.

 Cochin limani enteresan bir konuma sahip. Kerala eyaletinin Turizm merkezi. Denizden içeri girdikten sonra miller boyunca kanallar var ve bu kanallardan güneye veya kuzeye dogru sallarla gidilebiliyor. Enteresan yapılmış sallarda konaklayıp tatil yapabiliyorsunuz. 



Alappo denen kisim çok meşhur. Günlük veya 2 günlük turlar ile kuş cenneti olan bu kanallarda, yeni mezun olduğumda Lizbon’da hikayesini duyduğum bir Hari Krisna Gurusunun köyünü  bulmaya çalışıyoruz . Tekneden Nurkan ile beraber çıkıyoruz. Bindiğimiz Tuk tuk sürücüsüne aklımda kaldığı kadarıyla bizi Kumbalange köyüne götürmesini söylüyorum. Adamcağız kafasını sallıyor ve başlıyoruz gitmeye lakin daha sonra tuktukcunun böyle bir yeri bilmediğini anlamamız fazla sürmüyor. Çünkü ikide bir durup diğer sallara Kumbalange diye kendi dilinde bağırıyor, 2 saat yolculuk süresince kanallardaki sallarla adacıkdan adacığa atlayarak ve tropik yeşile boyanmış köylerin arasından geçerek bir köye  ulaştırıyor bizi..  



Şimde de taa 1982 de tanıştığım Guru’nun “Shrine”nini aramaya başlıyoruz. Kime sorsam kafasını sallayarak bir yeri gösteriyor. Hadi yine o tarafa gidiyoruz Tuktuk ile. Tam bir umutsuz vaka. Burası tam bir tapinak cenneti. Her yerde tapıknak var. Tam artık vazgeçip dönmeye karar verdiğimizde, birisi bize önünde durduğumuz yerin bir “ Hari Krishna Manor” olduğunu, onlara sorabileceğimzi söylüyor. 

Yüksek duvarların arasında koca bir kapıyı çalıyoruz. Bekle …. Bekle…. ve bir süre sonra kapı açılıyor. Kapıyı açan hizmetliye,  Hari Krishna Gurusu Dr. Basu Sharma’yi soruyorum. Yüzünde bir gülümseme ile bizi içeri davet ediyor. Geniş, bakımlı bir bahçeden geçip, 2 katlı büyük bir köşkün kapapısına varıyoruz. Ayakkabilarımızı çıikararak içeri buyur ediliyoruz. 

Uzaktan gelen “Hari Krishna, Hare Rama” sesleri artık doğru yerde olduğumuzu söylüyor… Dr. Basu üzerinde bembeyaz bir tunik ile geliyor ve ben onu görene kadar gerçekten inanamıyorum orada olduğuma.…

Namaste… Namaste… Namaste…önce bize çay getiriyorlar ve ıslak bir havlu ile serinliyoruz. Terden sırılsıklam olmuşuz. Bir miktar kendimize geldikten sonra Dr. Basu bizi üst kata buyur ediyor. Orada yerde oturmus 9 - 10 kişi hem muzik dinliyor, hem de dua ediyorlar. Onlara katılıyoruz…


Haftaya…Sri Lanka ve Galle Vukuati…

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin

Bize Ulaşın

YDO RUHU

Bu sayfada görmek istediklerinizi,

Fikirlerinizi Bizimle Paylaşın   

YDO okul brövesi

Gönderdiğiniz için teşekkür ederiz!

bottom of page