top of page

Günümüz Tıbbı ve Kocakarı İlaçları

Aklımda kaldığı kadarıyla 2006 yılı Ekim ayında MV M.H. isimli gemide Kaptanlık yapıyorum.Bu geminin ikizi daha önce kırılarak battığından sigortacıların/class kuruluşunun sürekli takibi ve gözetimi altında bir gemi.


Geminin özelliği dünyada 10 ambarlı olması nedeniyle tek gemi olması ve alt resimdede göründüğü gibi güvertesinde büyük parçalar halinde(yaklaşık10m x1m) takviye olarak kalınlığı 28 mm’lik onlarca doublerler olması.


10 ambar gemi

O sıralarda  dökme yük navlunları buna paralel gemi fiyatları oldukca arttığından  bu gemi Fairplay mecmuasında  Navlun rekortmeni gösterilmişti (Kiracı Transfield-Günlük Navlun 101.000 USD) Geminin sahibi o sırada Fransızlar olsada  gemi yeni sahibi olan Türk Armatöre sözleşme süresi bitttiğinden devredilmişti.


Bu gemiyi Türk armatörümüz o zaman iyi bir fiyata Yunanlı bir armatöre satmıştı ve geminin son seferine gemiyi devralacak resimleri olan Yunanlı Kaptan ve Baş Mühendisde katılmıştı.


eski Küstü

Sol baştaki iri yarı Yunanlı Kaptanın adı Kostantin ve doğum yeride Istanbul olup babası belediyede garsonmuş ve 12 yaşına dek Istanbulda yaşamışlar ve kısa dalgadan gece kalkıp maçlarını dinleyecek kadar hasta Fenerbahçeliydi.


Biz Çin’de yükümüzü tahliye ederken, gemi alıcısına gemiyi çalışır durumda iki radarla teslim etme şartımız olduğundan, arızalı eski model radarımız için servis çağırdık.

Arıza Çin’deyken iki ayrı teknisyen geldi; ancak radarın çok eski olduğu ve parçalarının bulunmadığı gerekçesiyle tamir edemediler. Biz de gecikmemek için tamiri, yolda yakıt alacağımız Güney Kore İncheon açıklarında, yakıt ikmali sırasında yaptırmaya karar verdik.


Burada demirlemeyi müteakip, 2. Dünya Savaşı’ndan kalma gibi duran, hafifçe ağzı bira kokan yaşlı bir servis elemanı gemiye geldi. Radarı görür görmez, “Bunun tamir edilecek yanı yok,” diyerek gemiden ayrılmaya niyetlendi. Biz de, “Lütfen bak, sen yaparsın,” diyerek kendisine gaz verdik.


O da, “Ne kadar vaktimiz var?” diye sordu. Biz, “6 saat,” deyince tekrar kalkıp gitmeye niyetlendi. Bunun üzerine, “Merak etme, biz 2 saat daha sallarız; 8 saati bulur. Bu arada soğuk biranı da eksik etmeyiz. Gemiyi satıyoruz; bir ay geçici bile tamir etsen yeter,” diyerek teknisyeni razı ettik.


O sırada şirket de yeni radar için fiyat araştırmasına başlamıştı ve yakıt biter bitmez kalkmamızı istiyordu.


Servis elemanı alet edevatını yanına döküp, arada birasını da yudumlayarak tamire başladı. Yakıt bitmeden lehim yaparak —gemi havyasını tercih etti— tornavida, pense ve avometre kullanıp işini bitirdi. Ayarlarını yaptı, radarı 12 milde çalıştırdı ve teslim etti.


Bize de, “Sakın radarı gemiyi satana dek stop etmeyin. Sadece 6 ve 12 milde çalışsın. Eğer limanda radar kullanmanıza izin verilmezse standby’a alabilirsiniz,” dedi.


Adamla gitmeden önce biraz sohbet ettik. Çin’de servisin tamiri yapamadığını söyleyince şöyle dedi:

“Yapamazlar tabii. Çünkü şimdiki teknisyenler ellerine iki soket alıp radarın uygun yerlerine takıyorlar, ekranda arızayı görüyorlar. Zaten ekranda da yazıyor; örneğin ‘A26 kart arızalı’ diye. Onlar da o kartı atıp yerine yeni A26’yı takıyor ve sorunu çözüyor. Ama eski usulde veya soket takılınca ekranda bir şey çıkmazsa, o zaman çuvallıyorlar.”


Kendisine gerekli saygıyı göstererek ve çantasına da uygun miktarda bira koyarak gemiden uğurladık. Hafif çakırkeyif olduğundan, bir zabit ve bir gemiciyle motora emniyetle bindirdik.

Yakıt biter bitmez kalkınca radarın etrafına emniyet şeridi çektik. Radarın üstüne ve çevresine:

“Master’s use only — Asla stop etmeyin ve range’i değiştirmeyin.”

uyarı yazıları astık ve sefere başladık.


Ancak Tayvan açıklarında gemiyi teslim alacak Yunanlı kaptan ve başmühendis katılınca, “Master’s use only” hariç diğer uyarıları ve emniyet şeridini kaldırdık. Avustralya’da gemiyi teslim ettik ve yurda döndük.


Sonuç olarak Kaptan Konstantin radardan kıllansa da pek sesini çıkarmadı. Kendisiyle hâlâ yazışırım; oldukça kalender bir denizciydi. Gemi satış işi tamamlanınca, ayrılırken kendisine hikâyeyi olduğu gibi anlattım. O da, “Tamam, ben yeni bir radar isterim,” dedi.


Bu arada radarın Çin’e kadar arıza yapmadığını ve Çin’de yeni bir radar takıldığını bana yazdı.


Peki bu konunun günümüz tıbbı ve kocakarı ilaçlarıyla ilgisi ne?


Günümüz tıbbında maalesef hastayı dinleyerek, elle muayene ederek, ağız içine ve boğazına bakarak yapılan klasik muayene son derece azalmıştır. Yeni kurulan, tamamen ticari mantıkla işleyen tıp fakülteleri ve buralardan mezun olan hekimlerin özel hastanelerdeki ticari baskılar altında çalışması sonucunda; hastalara lüzumsuz, gereksiz, hatta bazıları zarar verebilecek tahlil ve radyolojik kontroller ağırlık kazanmıştır.


Başka bir deyişle teşhis ve tedavi, hastaya değil; tahlile ve görüntüye göre yapılmaktadır. Oysa bu görüntülemeler her zaman güvenilir olmayabilir. Yani yukarıdaki radar tamiri örneğinde olduğu gibi, vücudun görüntülemesine göre tedavi yapılmaktadır.


Bu durum, özel üniversite tıp fakültelerinde bilgi ve becerilerin körelmesine de neden olmaktadır. O yüzden YDO platformlarında çıkan tıbbi ve görüntüleme tavsiyelerinin hastaya ya da hasta adayına faydadan çok zarar verebileceği düşünülmektedir.


Vücut, siz hiçbir tahlil veya görüntüleme yaptırmasanız da, burada detayına giremeyeceğim şekilde sıkıntısını size söyler. Ayrıca ilaç firmaları, sizlere ilaç satmak için sizde olmayan bir hastalığı size yapıştırarak, onu tıbbi olarak tanımlayarak tamamen ticari amaçlarla her şeyi yapar. Yoksa sizin sağlığınız onların zerre umurunda değildir.


Örnek olarak belirtmek gerekirse, aşağıda incelediğim kitaplardan 1913 tarihli, Dr. Kemal tarafından tercüme edilen Cerrahi-i Umumi / Genel Cerrahi kitabı ile 1958 tarihli İnkılap Kitabevi yayını Tansiyon Nedir adlı kitapçıkta, o dönemlerde ticari kâr hırsı günümüzdeki kadar vahşileşmediği için kolesterol, tansiyon, şeker ve benzeri değerler daha gerçekçiydi. Günümüzdeki değerlerden yaklaşık %10-20 daha yüksekti.

TANSİYON NEDİR
TANSİYON NEDİR-1958 

Misal olarak açlık şekeri değeri günümüzde 70-99 mg/dL iken, bu değer 1913’lerde 140-150 civarındaydı. Şekerden örnek verilirse, bu değişim dünyada yaklaşık 300 milyondan fazla kişiyi daha tıbbi olarak şeker hastası yaptı.

Benzer durum kolesterol ve tansiyon değerlerinde de yaşandı. Aynı oranda nüfus tansiyon ve kalp hastası ilan edildi.


Bugün 120/80 tansiyon değerleri normal kabul edilmekte, hatta bu değerlerin altı tavsiye edilmektedir. Oysa 1958’lerde bu değerler ortalama 150/95, 1900’lerin başlarında ise 160/95 idi.


Yani her şey ilaç satmak içindi. Çünkü tansiyon, şeker ve kalp ilaçları ucuz olsalar da sürekli kullanım üzerinden empoze edilmiştir.

CERRAHİ UMUMİ
CERRAHİ UMUMİ-1913 

Bilimsel tıp dediğimiz yapı, dünyada ve ülkemizde kendisine alternatif istemese de artık bunun önünde duramamaktadır. Alternatif tıp artık birçok üniversitede kabul görmüş, literatüre girmiştir. Ülkemizde yıllarca “kocakarı ilacı” diye aşağılanan, nesilden nesile geçen tedaviler bugün oldukça revaçtadır. Hacamat ve sülük tedavisi gibi.


Ancak hastanelerde yapılan sülük tedavisi yerine, doğal göllerde yaşayan veya buralardan toplanıp Eminönü / Çiçek Pazarı’nda satılan sülüklerin çok daha iyi olduğu söylenir.


Yaşı bana yakın olanlar bilir: 1970’lerde sırt ve bel ağrısına karşı belimize ısıtılmış tuğla koymaya, acı biberi ezip balla karıştırarak belimize sürmeye, vücudumuzun travma ile morarmış veya ezilmiş kısımlarına et koymaya tanık olmuşuzdur.


Tabii bu tedavi yöntemleri tıbbi kuruluşlarca aşağılanmış, bunları savunan doktorlar da linç edilmiştir. Buna en iyi örnek, kanser için zakkum içerikli bir ekstre bulan Dr. Ziya Özel’dir.


Sonunda, pişmaniye duayeni olarak tanınan meşhur bir gazeteci öncülüğünde ve Çapa’nın kanser bölümünde 30 senedir başkanlık eden, buradaki koltuğundan nemalanan bir profesör doktorun başlattığı lince dayanamayarak, ilaç ekstresinin patentini “Lanet olsun,” diyerek İtalyanlara satmak zorunda kaldı.


Toprağı bol olsun.


“İyilik hiçbir zaman cezasız kalmaz,” deyişinin doğruluğunu da böylece görmüş olduk.

Son olarak söyleyeceğim şudur:


Tahlil, check-up ve görüntüleme adı altında vücudunuza radyasyon ve mıknatısiyet sokmayın. Bunları yaptırmanızın gerçekten gerekli olduğunu düşünüyorsanız, önce vücudunuzu siz dinleyin.


Son Not - Tıbbi bilgiler çok güvendiğim bir Doktor tanıdığımdan alınmıştır.


Saygı ve Sevgilerimle,


Şükrü Özcan 80 Gv.

                             

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin

Bize Ulaşın

YDO RUHU

Bu sayfada görmek istediklerinizi,

Fikirlerinizi Bizimle Paylaşın   

YDO okul brövesi

Gönderdiğiniz için teşekkür ederiz!

bottom of page