Bir Efsane "Hayri BARAN, Gv.28"
- Alper Akpeçe

- 22 May 2024
- 4 dakikada okunur

Türk denizciliğinin duayen ismi armatör Hayri Baran, Beykozlu bir aileye mensuptu. Beykozlu topçu subayı Ahmet Hulusi Baran ile Beyazıt Camii İmamı Ahmet Şerif Efendi’nin kızı Şerife Kadriye Hanım’ın üç çocuğundan biri olarak 1910 yılında dünyaya geldi.
Yüksek Denizcilik Okulu’nu 1928'de bitiren Baran, Deniz Sigorta ve Liman Hizmetleri Müdürlüğünde çalıştı. 1934-1950 arasında Yüksek Denizcilik Okulu’nda, yani mezun olduğu okulda “Deniz Nakliyatı ve Gemicilik” dersleri verdi.
Türkiye’nin ihtiyacı olan gemileri yapmakla meşgul olmadan önce ülke denizciliğinin gereksinim duyduğu denizcilerin yetişmesi için gayret gösterdi. Yazdığı kitaplar, sadece ders verdiği 1930’lu ve 40’lı yıllarda değil, uzun yıllar Yüksek Denizcilik Okulu’nda okutuldu.

“Gemicilik” ve “Modern Gemicilik” isimli bu kitaplar, okul yayınları arasında neşredilip Milli Eğitim Bakanlığı yayınevlerinde satılmıştı. “Yazdığım ders kitaplarının” diyordu Baran, “sağladığı küçük bir birikimim vardı. Savaş sırasında da bir taahhüt işine girip ahşap motörlerle Zonguldak’tan İstanbul’a kömür taşımıştım. Buradan sağladığım birikimim vardı. Ama ilk gemim olan Pekin’in 130 bin liralık bedelini ödemeye yetmedi. 1948’te hayatımın en büyük riskini yüklendim. Kayınvalidemin bir evi vardı. Onu ipotek edip kredi aldım. Pekin’e yatırdım. Risk aldım ama deniz nakliyatını da çok iyi biliyordum.”
Türkiye’nin Armatörler Kralı olarak anılan Hayri Baran’ın 1952’de aldığı Barbaros tankeri, Türkiye’ye petrol taşıyan ilk yerli bandralı gemiydi. O güne kadar yabancı gemilerle nakledilen Türk petrolü, artık Türk bayraklı gemilerle taşınıyordu.
Baran için dönem noktası Barbaros’un Kızıldeniz’de kaza yapması oldu. Kaza yüzünden Mısır’ın başkenti Kahire’ye gitmek zorunda kalan Baran, 15 gün orada kalmış, o sırada tanıştığı bir komisyoncu da ona Sovyetler Birliği’nden aldığı petrolü
Mısır’a getirmesi teklifinde bulunmuştu.
Talihin döndüğü bu anı şöyle anlatıyor Hayri Baran: “Benim için müthiş bir kombinasyondu bu. Düşünün, Barbaros Basra’dan aldığı petrolle dolu olarak Türkiye’ye gelecek. Sonra hemen Karadeniz’e çıkıp, Batum ve Tuspeh limanlarına gidip yine petrol yüklenecek. Bunu Mısır’a Port Said ve Süveyş’e boşaltacak. Arkasından yine Basra’dan petrol yüklenip Türkiye’ye getirecek. Barbaros’un hiçbir seferi boş geçmeyecekti artık. Kaza uğurlu gelmişti.
Sovyetler Birliği o günlerde öyle durumdaydı ki, Batum’da Barbaros’u görünce, hayranlıkla bakarlardı. Bu gemi Türk olamaz dediklerini hatırlarım.
Ne yazık ki iki yılda bu işi bitirdiler. Kendi gemilerini yapıp filolarını kurdular.”.
1948 yılında II. Dünya Savaşı sonrasında armatörlüğe başlayan Hayri Baran, tersanesini ise 1962’de Beykoz’da kurdu.
Türkiye’nin “tam anlamıyla ilk özel tersaneye sahip armatörü” olarak kısa zamanda başarılı gemi yapım işlerine imza attı. Oldukça zor bir iş başarmış ve Beykoz Tersanesi’nde 16 yılda 34 büyük gemi inşa etmişti. Tersanede kapasitesini tam kullandığı dönemde bin işçi çalışıyordu. Türkiye’nin en büyük gemisi olan 5500 tonluk Öncü gemisi orada, Beykoz’daki yerli tezgahlarda inşa edildi.
Daha teknik ve özellikli bir gemi olan Başak tankeri de burada Türk işçilerinin ellerinde hayat buldu.
1966 yılında Türk Donanması için yaptırılan 3 çıkarma gemisinden biri Hayri Baran tarafından hediye edilmişti.
1960’lı yıllarda Kıbrıs Meselesi sebebiyle ABD ile yaşanan sorunlar ve diğer sıkıntılar sebebiyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ihtiyaç duyduğu gemileri yurtdışından temin etmesinde ortaya çıkan zorluklar üzerine yurdun dört bir tarafından başlatılan “Başkalarının Vermediğini MİLLET YAPAR” kampanyası, büyük ilgi uyandırmıştı. Cumhuriyet gazetesinin öncülüğünde başlatılan kampanyaya, Hayri Baran da Donanma’ya bir çıkarma gemisi hediye ederek katıldı.
Baran, bu konuda şunları söylüyordu:
“Bilhassa bu hareketin memleketimizde her kademedeki insanlar ve zümreler için bir dinamizm yaratacağına, şahsi görüş ve kabiliyetimizi dünya kamuoyuna aksettireceğine inancım vardır.
Milletçe bu uyuşuk durumdan kurtulup fiili sahada bir varlık gösterilmesinin küçük bir örneği olarak memleketçe büyük bir sevgiyle bağlı olduğumuz Ordumuza ve dolayısıyla Donanmamıza bugünün şartlarına göre büyük bir ihtiyaç hissedilen bir çıkarma gemisi hediye edilmesi, şirketimiz için milli bir ödevdir.”
Kampanyaya, TSK mensuplarının yaptığı 3.141.325 liralık yardımdan sonra diğer kamu ve özel sektör şirketleri içinde en büyük yardımı yapan 1.500.000 lira değerinde bir çıkarma gemisi bağışlan Hayri Baran olmuştu. Baran’ı 600.000 lira ile Merkez Bankası ve diğer bankalar ile büyük kamu kuruluşları takip etti.
Donanma Komutanlığının ihtiyacı olan çıkarma gemilerinin Haliç ve Camialtı Tersanelerinde yapılmasına karar verildi. Bu tersanelerde 5 adet Çıkarma gemisinden birini, Hayri Baran üstlenerek ödedi. Çıkarma gemilerinin her biri 40 metre uzunluğunda, 10 metre genişliğinde, 50 ton ağırlığında 4 tankı taşıyabilecek kapasitede ve 12 mil hıza sahipti. Gemiler, 8 Mart 1966 tarihinde Gölcük’e, oradan da Mersin’e doğru yola çıktılar.
Denizciliğin kitabını yazan Hayri Baran’ın Beykoz’daki tersanesi, sadece Türkiye’nin ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla gemi ve tanker inşa etmiyordu. Baran, 1971 yılında Beykoz Tersanesi’nde o zaman bölünmüş Almanya’nın batı kesimini temsil eden Federal Almanya’ya 3 adet gemi inşa ederek ihraç etmek üzere anlaşma imzaladı. Böylece Beykoz’dan tarihinde ilk defa gemi ihracatı gerçekleşmiş olacaktı. Daha da
önemlisi, son teknoloji kalitesiyle dillere destan olan Almanya için Beykoz’da gemi üretilecekti.
Tersanenin sahibi Denizcilik Anonim Şirketi’nin paylaştığı bilgilere göre, o dönemler henüz pek bilinmeyen ve bu yüzden de “Her türlü motorlu kara aracı veya bagajlı yük taşıyabilen” Roll-On / Roll-Off, yani Ro-Ro taşımacılığa uygun bu gemileri, Federal Almanya’nın en eski ve tanınmış gemi inşa sanayii firmalarından D.W. Kremer Sahn-Elmsborn firması sipariş etmişti.

Beykoz Tersanesi’nde en modern şekilde yapılacak bu gemilerin inşasının iki yıl içinde tamamlanması planlanıyordu. O dönemin hesaplamalarına göre bu siparişten Türkiye, sadece işçilik ücreti olarak 15 milyon lira karşılığında döviz girdisi sağlayacaktı.
Almanya’dan alınan bu siparişler, Beykoz Tersanesi için de bir dönüm noktasıydı. Çünkü Beykoz Tersanesi, o tarihe kadar Donanma Komutanlığı, Denizcilik Bankası ve Türk firmaları için gemi inşa etmişti. Bu siparişle birlikte ilk defa yurtdışına yönelik bir üretim yapacak, Türk işgücünün yeteneğini ve nitelikli üretimini yabancı piyasalara
gösterme imkanı bulacaktı.
Türkiye’nin birçok armatörü ya da denizcilikte uzmanlık sahibi kişileri; Hayri Baran’ın rahle-i tedrisinden geçmiş, orada mühendis ya da yönetici olarak çalışmıştı. Böylece Baran, Türk tersanecilik ve Denizcilik tarihinde bir ekol olmayı başarmış nadir insanlardan biri oldu.
Ünlü denizci Haluk Özgün de bunlardan biriydi. Haluk Özgün, “Mezun olunca 25 – 30 sene yabancı şirkette çalıştım ama en uzun çalıştığım Türk şirketi Hayri Baran
idi. O zamanlar en iyi denizcilik şirketiydi” diyordu. Gazeteci Ayşe Özgün ile tanışıp evlenlemeleri de Hayri Baran sayesinde olmuştu. Ayşe Özgün’ün babası Hayri Baran’ın yakın arkadaşıydı ve Denizcilik Şirketi’ne gidip geliyorlardı. Orada Haluk
Özgün ile tanışarak mutlu bir yuva kurmuşlardı.

Hayri Baran, 1967 yılında Donanma Cemiyeti Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi.
1976’da ise Yapı ve Kredi Bankası İdare Meclisi Başkanlığına getirildi. Uzun süredir rahatsız olan Hayri Baran ,16 Mayıs 1983 günü vefat etti.
Baran’ın cenazesi Şişli Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından defnedildi.
YDORUHU 'na sahip, 1928 de YDO 'dan mezun olup, okulunda hocalık yapmış, vatan ve milletine borcunu ödemiş bu abimizin genç kardeşlerimize ilham olması dileklerimizle,



.
Hazırlayan
: Osman Öndeş