top of page

BABA HAYDAR ve SANDY

Alper Akpeçe 92'Gv


Sene 2012, Denak şirketinde, Gemi Kaptanı olarak, HAYDAR gemisinde görev yapıyorum. Şirket, İzmit Körfezi'nde bulunan demir çelik fabrikası için düzenli olarak New York’tan kesilmiş hurda yüklüyor. Hurda yüklemesi, New York’ta iki ayrı iskeleden yapılıyor. İlk olarak Bayonne’dan (geminin pruvası Özgürlük Heykeli'ne bakacak şekilde yanaşılan rıhtım) ince kesilmiş araba hurdasını tüm ambarlara dibe seriyoruz. Yaklaşık 28 bin ton civarı… Gerisini kıymetli abim Gv’85 Suat Çaylı’nın müdürü olduğu Newark Sims Metal Terminali'nden . . , ambarların kalanını kesilmiş hurda ile doldurarak tamamlıyoruz.


MV HAYDAR, adından müsemma BABA HAYDAR ismiyle anılan 224 metre boyunda, 32 metre eninde, Mac Gregor zincirli donanım ambar kapaklı, 1983 yapımı bir dökmeci gemi. Baba Haydar, adından da anlaşılacağı gibi, 7-8 havada yatmadan seyir yapmasından dolayı personelin verdiği bu lakabı sonuna kadar hak eden bir gemi. (Hiç unutmam, Atlantik'te 9 havada yılbaşı partisi yapmıştık.)



2012 yılının Ekim ayının son günleri, Hudson Nehri'nden girdikten sonra, Özgürlük Heykeli'nin önünde dönüş yaparak, yaklaşık 1 mil kadar tornistan ile Bayonne Terminali'ne yanaştık.


Baba Haydar’ın balast devreleri sebebiyle, belli tankların takibi ile ancak balast basılabilmekteydi. 2. Kaptanım Gv’00 Emin Emre Demirkaynak (Allah selamet versin, çok iyi bir kaptan oldu) yanaşmaya müteakip, hemen balastı basmaya başladı. Emre işinde son derece detaycı, durum ne olursa olsun, mutlaka çıkar yolu arayan ve bulan gerçek bir denizci. "Abi, imkansız diye bir şey yoktur, sadece biraz zaman alabilir, bizde Kızılderili taktikleri bitmez" lafı bunca sene üzerinden geçmesine rağmen hala beni gülümsetir.


Yüklemenin üçüncü günü, New York’ta yaşayan çocukluk arkadaşım eşi ile gelerek beni öğle yemeğine bir Çin restoranına, suşi yemeğe götürdüler. Tam oturduk, telefon çaldı, arayan Emre;


"Süvari Bey, acente gemide, US Coast Guard’ın yazısını getirdi. Limandan ayrılmamızı talep ediyorlar."


"Sorun nedir?" diye sordum.


"Abi, Sandy isimli kasırga New York şehrine doğru yönelmiş, son 50 yılın en büyük kasırgası geliyormuş."


"Ne kadar vaktimiz var?" diye sordum.


"1 saate kalkmamızı istiyorlar, New York şehrinin tüm liman ve marinalarını boşaltıyorlarmış," dedi.


Hemen toparlandım, sağ olsun arkadaşlarım da beni yalnız bırakmayıp kalktılar ve beni limana bıraktılar. Yarım saat gibi bir zamanda gemiye vardım. Acente gemide, baş mühendis makinayı hazırlamış. Emre, fırtınanın hareketini, olası rotaları, tüm hazırlığı yapmış.


Hemen durumu değerlendirdim ve acenteye; "US Coast Guard’a ilet, gemiyi kaldırmıyorum," dedim.


"Nasıl?" dedi acente. "Tüm eyalet boşaltılıyor, Hudson Nehri'ndeki limanlar, hatta marinalar bile boşaltıldı," dedi.


Acente ile konuşurken bir ara döndüm, ofiste tüm zabitlerim ile göz göze geldim. Herkesin gözlerinde soru işareti vardı.


"Evet, kalkmıyorum. Telefon ile konuş, ne gerekiyorsa yazılı olarak bildir. Kaptan kendi insiyatifi ile kasırgada limanda kalmayı tercih ediyor, kalkmayacak," demesini istedim..


Aynı ifade,. . . Los Angeles limanında, US Coast Guard gemiye gelip, ISPS dosyasını görmek istediğinde, “Hayır bu dosyayı size gösteremem,” dediğimde, acentenin kıvranması ve yüz şekli de tıpa tıp aynı idi. US Coast Guard teşekkür edip ayrıldığında acente şok olmuştu. "Nasıl" diye sorduğunda, "Asıl istediği dosya gösterseydim büyük problem olacaktı. ISPS Dosyası gemiye özeldir, paylaşılamaz" dediğimde anlamıştı. İşte kalkmayacağımı söylediğimde de, New York acentesinde aynı ifadeyi gördüm. Amerikalılar çok çabuk şoka giren insanlar diye düşündüm, hatta birazda onları şaşırtma hoşuma gitmişti.


Neyse, Acenteye telefonda US Coast Guard, kasırga sırasında kurtarma yardımı ve "romörkör desteği" veremeyeceğini, bunu kabul edersem, ve limanda alınacak tedbirleri de yerinde bulurlarsa, tüm sorumluluk gemi kaptanında olması şartı ile limanda kalışımıza izin verileceğini söyledi. Aslında Coast Guard CFR uyarınca gemiyi zorla kaldıramayacağını da biliyordu. Acente ikinci şokta telefonu kapattığında, "ben tüm kalkış evraklarını hazırlamıştım" şeklinde, o evrakları hazırlarken geçirdiği zaman acıyarak konuşmasını özetledi.


Hemen alınacak tedbirleri içeren “statement” hazırladım, ardından mesajı köprüüstünden gönderdiğimde, acente ailesinin yanına gideceğini söyleyerek çoktan gemiden ayrılmış olduğunu öğrendim. Coast Guard ofisinde de fax'dan başka bir telefona ulaşamayınca, onların da bir çoğunun evlerine koştuğunu tahmin ettim. Ne de olsa 50 yılın en şiddetli fırtınası yaklaşıyordu.


Önce ofis tarafından ilk tepki, Gv’83 Nevzat POLAT, güverte inspektörümüzden aldığım telefon ile başladı. Bana “limanda ne halt ediyorsun” diye sakince sordu. Sonra sebeplerimi söyledim, ama pek tatmin de olmadan “hala senin limandan kalkman gerektiğini düşünüyorum” diyerek telefonu kapattı. Nevzat abiyi ikna edemediğim gibi, o da beni ikna edememişti. Nevzat Abim bana öylesine çok kızdı ki, Amerika seferinden dönüp de Diliskelesi, Çolakoğlu Limanı'na bağlayana kadar benimle konuşmadı.


Sonrasında çok sevdiğim kıymetli abim 87’Gv Burak ÇAKIR, şirketin DPA aradı. Burak abi ile dönemlerimiz nispeten daha yakın olduğundan “Oğlum sen manyak mısın?” diye söze başladı. “Kasırga diyorlar,…” şeklinde devam etti. Ona da argümanlarımı sundum, ancak o da pek ikna olmadı. En son “Anladık, sen kalkmayacaksın. Oğlum bak ters bir durum olursa, olduğun yerde aç kinistinleri batır gemiyi, ama bir yerlere çıkıp zarar verme,” deyip kapattı telefonu. Ancak sonrasında Burak abimle mütemadiyen kasırga geçene kadar onlarca kez telefonda konuşmaya devam edecektik.


Gemi kaptanı olarak, tekrardan balast alıp, balast tanklarını fulleyecek durumu geçmiştik, ambarlarımda yarım yük vardı. Geminin kondisyonu ve ağırlık dağılımına göre açıkta 10 metre beklenen dalga yüksekliğinde kırılma riskimiz çok yüksekti. Gemide 25 mürettebatın canını riske atamazdım. O kargaşada, limanda hizmet veremeyeceğini söyleyen makamların, açıkta batan bir gemiye yardıma gelmeleri de imkansızdı. Her ne kadar New York Belediye Başkanı savaş gemilerini insani yardım için körfeze çağırmış olsa da, öncelikleri kendi vatandaşları olacağı aşikardı. Bu riski göze alamazdım.


Meslek hayatımda, mesleğine duyduğu sevgi ve deniz örf, adetlerine bağlılığı yüksek, gerçek bir reis olarak çalışmaktan büyük keyif aldığım Bartınlı Reis Turan Kızılboğa güvertede personelin başında, ben ve 2. Kaptanım Emre Demirkaynak ile sahilde, rüzgarın bize ilk vuracağı ve ilerleyişine göre dirise edeceği yöne göre, sahildeki babalara vereceğimiz halatları ayarladık. Gemiden sahile öyle çok halat verdik ki, sahilden reise bağırarak “Baba'ya deli gömleği geçirdik” dedim. Bazıları kısa açmaz, ama çoğunluğu vasattan çapraz başa kıça doğru hemen hemen tüm güverte loçalarından olanca halatımızı kullandık. Bu kadro ile Baba Haydar'ı hurdaya teslim etmek üzere Hindistan Alang Limanı'nda karaya vurana kadar öyle çok macera yaşadık ki… yazı dizisi olur.


Gemi borda iskelesini neta ettik, okyanusta fırtınaya girecekmiş gibi alınacak tüm tedbirleri aldık. Güverte deniz netası yapıldı. Baş Mühedis ile görüştüm, Makinayı hazırlattım, yaşam mahallini korsan saldırısına hazırlanır gibi lombozlar dahil, tüm kaportaları kontrol ettirip, kapalı olduklarından emin oldum. Tüm personele kasırga boyunca güverteye çıkış yapılmayacağı hususunda talimat verdim. İlerleyen saatlerde zaman öylesine yavaşladı ki, kasırgayı beklemek bana denizde ağır hava yemekten daha zor geldi. Herkes tedbirleri aldık, bu iş tamam, Baba dayanır,… şeklinde kendine ve etrafına moral veriyordu ama içten içe herkes de acaba şüphesini hissediyordum. Eski abilerimden bir tanesi “Gerçek Kaptan, gemiyi terk ederken personelini sıraya sokabilen kaptandır” demişti. Ben de, her ne kadar sakin görünsemde, durumun terse gitmesi halinde, personelimle neler yaşayacağımın hesabını yaparak, içimde tedirginlik ile sakinliğimi ve kendimden emin duruşumu bozmadan kontrolleri takip ettim. Her şey normalmiş gibi davranışım personelimi de rahatlatıyordu. İmajımız , her şey kontrol altında idi. Tüm personelimle kasırgayı beklemeye başladık.



Amerikan haber kanallarından kasırganın geçtiği yerlerde bıraktığı zayiatı ve ne kadar ölümcül bir şekilde ilerlediğini gösteren haberleri seyrediyor, bir yandan da Burak abimle telefonda durum değerlendirmesine devam ediyordum.



Bir ara “Burak Abi” dedim, “Kasırganın üzerinden geçeceği gemide ben varım, sen de bana biraz moral versen” dedim, “Oğlum, dur gözüme uyku girmiyor,” diye cevap aldım.


Nihayetinde akşamüstü 16 civarında rüzgar ufak ufak artmaya başladı, kasırga körfeze ulaşmıştı. Sancak baş omuzluk istikametinde 30-40 knot arasında uğuldamaya başladı. Tam hesapladığımız yerden rüzgarı yemeğe başladık. Gemi ortasından başa doğru verdiğimiz halatlar işe yaramıştı. Baba Haydar mıh gibi yerinde duruyordu. Nehir içinde dört metre dalga beklendiğini haberlerde duyunca, kararımı sorgulamadım desem yalan olur.


Tabiki haberi duyan eşi ve kızımda arayıp, neler olduğunu soruyorlardı. Bir taraftan evin moralini yüksek tutmak, diğer taraftan şirket ile görüşmek, Köprüüstünde personeli ayakta tutmak, belkide gemi kaptanlığım boyunca yaşadığım en uzun gecelerden bir olduğunu söyleyebilirim.


Saat 22 civarı rüzgar hızını arttırarak 40-50 knot’ları bulmaya ve borda istikametine dönmeye başlamıştı. Bizi zorlayacak saatler başlamıştı. Bu arada okyanus tarafından gelen bu yüksek süratteki rüzgar, Hudson Nehri'ni doldurarak suyun seviyesini her geçen dakika artırmaya başladı. Bağlı olduğumuz rıhtım ve iskele taraftaki feribot iskelesi su ile bir hizaya gelmişti. Nehrin suyu giderek yükseliyordu. Haberlerde New Jersey eyaletinde yüzlerce evin yıkıldığı, yangınlar ve kayıplardan bahseden haberler gelmeye başlamıştı. Hem evdekiler, hem de Burak abi, internetten Amrikan kanallarını seyredip, benimle gelişmeleri paylaşıyorlardı. Kasırga tahminlerin ötesinde zarar vererek ilerliyordu.



Gece yarısında 60-70 knot’ları bulan rüzgar iskele kıç omuzluğumuza doğru döndüğünde sahile verdiğimiz çoğunluğu açmaz kısa halatlardan, sekiz tanesini patlatmıştık. Ama bordadan gelen rüzgarı atlatabilmiştik. Bu arada geçen iki saat içerisinde nehir suyunun yüksekliği 10 metreyi aşmış, sancak ve iskele taraftaki yapıların sadece çatıları görünür olmuştu. Geminin tüm halatları, tonoz gibi suyun altına doğru gidiyordu. New Jersey eyaletinden karaya ulaşan kasırga yoluna devam ediyordu. Karaya ulaştıktan sonra hızını kaybedeceğini düşünürken, tam tersi oldu.


Sabaha karşı 02 civarında rüzgar tam tahminime uygun iskele kıç omuzluk, sancak borda istikametine dönmüş, bizi sahile yaslamaya başlamıştı. Ancak rüzgar hızı tam tersine 90 knotları görmeye başlamıştı. Gemi rıhtımın üzerine yatmaya başladığında, nehre biriken suyun okyanusa doğru çekilmeye başladığını gördüm. 12, belki 14 metre yükselen su, daha hızlı bir şekilde geri çekilmeye başlamıştı. Geri çekildikçe bizim rıhtıma dayanan alanımız genişliyordu. Dakikalar geçtikte Baba Haydar düzelmeye başladı.


En son 03 civarında rüzgar 100 knot’ları bulduğunda biz bayağı rıhtımına dayandık. Haydar'ın köprü üstünden Brooklyn tarafında, havai fişek gibi patlayan elektrik trafolarını, ardından karanlığa gömülen şehri seyrederken, herkese rağmen Baba Haydar gibi yorgun bir gemi ile limanı terk etmeme kararımın çok doğru bir karar olduğunu gördüm.



Sabaha karşı alaca karanlık zamanında, haberlerde 115 knot rüzgar hızı ölçüldüğünü söyleyen TV spikerinin sesi eşliğinde, bir Burak Abimle, bir eşimle telefonda sürekli durum değerlendirmesi yapıyorduk. Bu geçen sürede onlarla durumu paylaşmak gerçekten iyi geliyordu. Köprü üstünde rüzgar hızının düşmeye başladığını gördüğümde içim rahatladı. Öyle düşüyor dediysem, 50-60 knotlara inmişti. Ama bu içime su serpermiş, kasırganın bizden uzaklaşmaya başladığını gösteriyordu. 90 knot esen rüzgarın vahşi sesinden sonra 50 knot'lara düşen rüzgar ninni gibi geliyordu. Emre ile göz göze geldik, atlattık der gibi kafasını salladı, ama konuşmadık.


New York şehrinde hemen hemen tüm ışıklar sönmüştü. Karanlıkta köprü üstünden dışarıya baktığımda, sadece yaşam mahalli ışıklarının gemiyi sarmalayan Hudson Nehri suyundan yansımaları ile sancak ve liman tarafında sahilde bekleyen kesilmiş hurda dağlarının belli belirsiz üst tepelerini, iskele tarafımızda ise feribot iskele binasının kırmızı çatısını görebiliyorduk.


Kasırga ertesi gün öğle saatlerinde sona erdi. Suların çekilmesi ile olayın vahameti gözler önüne çıktı. Doğanın bu inanılmaz gücü, önüne çıkan her şeyi yerle bir etmişti. Baba Haydar, kasırgada limanda kalan tek gemi olarak adına yakışır şekilde, aslanlar gibi mücadele etmişti.


Denizcilikte her sefer bir maceradır. Ortalama bir insanın hayatı boyunca karşılaşma olasılığı sıfıra yakın olan birçok olay, denizci için atlatılması gereken bir durum kadar basittir. En yakın kara parçasından 600 mil uzakta, Okyanusun göbeğinde, kapalı bir gecede, karalığın ortasında tek ışık olarak sallanırken, sen kendine güvenirsin, verdiğin kararlara güvenirsin, üstünde olduğun gemine güvenirsin, yanında olmasalarda ailene sarılırsın, onların mutluluğu için dersin içinde, tüm zorluklara, tersliklere göğüs gerersin, hepsinden güç alır, güç aldıkça denizci olursun, denizci oldukça umursamaz gibi görünürsün, ama içinde kopan fırtınalara BABA HAYDAR gibi göğüs gerersin, zor iştir bizim işimiz,...


Tüm denizcilere selam olsun,


Sevgilerimle,


Alper Akpeçe 92'Gv.


---



Sandy Kasırgası (2012) Hakkında Bilgi;


 Genel Bilgiler


- Adı: Sandy Kasırgası (Hurricane Sandy)

- Kategori: 1 (Kara üzerinde, daha sonra kategori 3 seviyesine kadar çıktı)

- Oluşum Tarihi: 22 Ekim 2012

- Dağılım Tarihi: 2 Kasım 2012

  • Etkilenen Bölgeler: Karayipler, Orta Atlantik ve Kuzeydoğu Amerika Birleşik Devletleri, özellikle New York ve New Jersey Eyaletleri,


- Ölüm Sayısı: 233 kişi (toplamda)

- Maddi Hasar: Yaklaşık 68 milyar dolar (ABD tarihinde en pahalı ikinci kasırga)


 New York Üzerindeki Etkileri


- Tarih: 29-30 Ekim 2012

- Rüzgar Hızı: Maksimum rüzgar hızı yaklaşık 115 km/s

- Fırtına Dalgaları: kıyıda 4 metreye kadar ulaşan dalgalar


 Hasar ve Etkiler


- Alt Yapı Hasarı: 

  - New York City metro sistemi büyük oranda su altında kaldı.

  - Elektrik kesintileri yaşandı, milyonlarca kişi elektriksiz kaldı.

  - Yüzlerce bina ve ev hasar gördü veya yıkıldı.


- Ulaşım: 

  - Tüneller ve köprüler kapatıldı.

  - Toplu taşıma sistemleri durduruldu.


- Ekonomi: 

  - Wall Street kısa süreliğine kapandı.

  - Küçük işletmeler ve yerel ekonomiler büyük zarar gördü.


- Tahliye: 

  - Yaklaşık 375.000 kişi New York City'den tahliye edildi.


 Kurtarma ve Yeniden Yapılanma

- Federal Yardım: 

  - ABD hükümeti ve FEMA (Federal Acil Durum Yönetim Ajansı) tarafından milyarlarca dolarlık yardım sağlandı.


- Yerel Yönetim: 

  - New York City yönetimi ve belediye başkanı Michael Bloomberg, geniş çaplı bir kurtarma ve yeniden yapılanma planı başlattı.

  - Altyapının yeniden inşası ve güçlendirilmesi için çeşitli projeler yürütüldü.

- Uzun Vadeli Önlemler:

  - Kıyı koruma projeleri, yükseltilmiş binalar ve güçlendirilmiş metro girişleri gibi önlemler alındı.

  - İklim değişikliği ve gelecekteki kasırgalara hazırlıklı olmak için yeni stratejiler geliştirildi.


 Toplumsal ve Sosyal Etkiler


- Toplum Üzerinde Etkiler:

  - Evlerini kaybeden binlerce insanın barınma sorunları yaşandı.

  - Gıda ve temiz su kıtlıkları meydana geldi.

  - Psikolojik etkiler ve travma vakaları görüldü.


- Toplumsal Dayanışma:

  - Gönüllü organizasyonlar ve topluluklar, yardım ve destek sağlamak için seferber oldu.

  - Yerel ve ulusal yardım kampanyaları düzenlendi.


 Sonuçları;


Sandy Kasırgası, New York City'yi ve çevresini derinden etkileyerek önemli dersler alınmasına neden oldu. Doğal afetlere karşı hazırlıklı olmanın ve iklim değişikliği ile mücadele etmenin önemini bir kez daha gözler önüne serdi. Amerika Birleşik Devletlerinde yeniden yapılanma süreci, şehirlerin daha dayanıklı ve sürdürülebilir bir şekilde inşa edilmesine yönelik adımların atılmasına vesile oldu.  

    

 
 
 

2 Yorum

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
Hüseyin VAROL
Hüseyin VAROL
05 Tem 2024
5 üzerinden 5 yıldız

👍

Beğen

Akay Viran
Akay Viran
05 Tem 2024

Sevgili Alper...Sanki ben de Baba Haydar'ın köorüüstündeydim. O kadar güzel anlatmışsın ki...kalemine sağlık. Biz denizcilerin en önemli özelliğimiz kararı kesin olarak bir kere verme yeteneğine sahip olmamızdır. Bu karar tektir ve ondan dönülmez. İşte bu bizi farklı kılan bir özelliğimiz.dir. Allah Selamet Versin. Kasırgalara maruz bırakmasın.

Beğen

Bize Ulaşın

YDO RUHU

Bu sayfada görmek istediklerinizi,

Fikirlerinizi Bizimle Paylaşın   

YDO okul brövesi

Gönderdiğiniz için teşekkür ederiz!

bottom of page