top of page

PLANLAMA ÇIKMAZI

Denizci olmadan önce iki sene iktisat okudum. 68 olaylarının dalgaları beni Sultan Ahmet İktisat Ticaret Akademisinden kopardı ve Yüksek Denizcilik Okuluna sürükledi. O sene üçüncü sınıfa geçmiştim.


Prof.Dr. Sulhi Dönmezer
Prof.Dr. Sulhi Dönmezer


İktisat derslerini sever, imtihanlarda başarılı olurdum. Prof.Dr. Kemal Tosun hocamızın “İktisat Teorisine giriş” dersleriyle başlayan “Temel iktisat teorileri” ve son olarak “Mikro iktisat” kavramları, hukuk hocamız olmasına rağmen hukuku iktisat teorileriyle birleştirerek anlatan Prof.Dr. Sulhi Dönmezer hocamızın dersleri bende derin izler bırakmıştır.






İktisat ilgi alanım derken bu konunun ideolojik tarafları ile ilgilendim. Elime ne geçerse okudum. Komik ama piyasa ekonomisi ilgi alanım dışında. Mesela ekmek kaç lira bilmiyorum. Ama insanlar enflasyon dar boğazı altında neden zulüm görüyorlar gibi temel konuları kendime göre yorumluyor, etrafıma anlatıyorum. Anlatıyorum derken tek dinleyici eşim, başka kimse yok. O da çoğu zaman sıkılıyor televizyonu bana tercih ediyor. Umarım yazdıklarımdan sıkılıp “ dünya kupası maçları varken bu da ne “ demezsiniz. Diyenler de çok haklıdır. Çünkü yazdıklarımı okuyanlar da en az benim kadar bilgi sahibi.


Neyse hatırlatmış olayım.


Hayatta kalabilmemiz için mutlaka karşılanması gereken ihtiyaçlarımız vardır. Hayati ve biyolojik ihtiyaçlar. Bunların dışında bence çok önemli “ kültürel ihtiyaçlar”. Karın doyurmak bir hayati ihtiyaçtır. Sağlık hayati bir ihtiyaçtır. Bunlar devletin temel görevleridir. Bazen hayati ve kültürel ihtiyaçlar birbirinden ayrılamaz şekilde üst üste gelebilir. Giyinmek aslında biyolojik bir ihtiyaçtır. İnsanlar aşırı soğuktan, aşırı sıcaktan korunmak zorundadır. Ama şartlar öyle zorlar ki bugün insanımız sadece bu amaçla giyinmektedir.


Buraya kadar olanı özetlersek : İhtiyaçlar sınırsız kaynaklar sınırlı. İktisadın temel olgusu, iktisat teorileriyle bunu dengeleme ilmidir.


İnsan ihtiyaçları mallar ve hizmetlerle karşılanır. Şu anda fiyatını bilmediğim ekmek bir maldır. Ayakkabı bir maldır. Berberin saç kesmesi bir hizmettir. Kaptanın gemisine kumanda etmesi bir hizmettir. Bunlar bir ihtiyacı karşılar. İnsanların ihtiyaçlarını gidermek için mal ve hizmet kullanılmasına tüketim denir. Doymak ve bir dilim ekmeği yemek tüketimdir. Konser salonunda müzik dinlemek tüketimdir.İnsanların ihtiyaçlarını gidermekte kullanılacak mal ve hizmetlerin yapılması, elde edilmesi, meydana getirilmesi üretimdir.


Burada bence iktisat teorilerinde çeşitli yorumları olan “ emek faktörüdür”. Emek insanın kafa ve vücut çabasıdır. Bu çaba kutsaldır. Kazma sallayan bir işçi ile fabrikada makineleri çalıştıran bir mühendis arasında üretime katkılarının niteliği açısından bir fark yoktur. Her ikisi de emekleri ile üretime yardımcı olmaktadır.


dpo hizmetler

İnsan emek harcayarak tabiatın imkanlarını değerlendirebilir. Ağaçtan meyve toplayabilir. Durgun bir suda elleriyle balık yakalayabilir. Ne var ki bu tür üretim faaliyetleri çok güçtür, verimsizdir. Verimi arttıracak araçlara ihtiyaç vardır. Mesel ağla zahmetsiz çok fazla balık tutulabilir. İnsanların üretimde emeğe yardımcı olarak kullandığı üretilmiş her şey sermayedir. Kılavuz kaptan gemiyi römorkörsüz yanaştırabilir. Ama bir römorkör yardım ederse daha zahmetsiz ve emniyetli bir şekilde gemi yanaşır. Römorkör sermayedir. Makineler sermayedir. Para bir üretim aracı olarak sermaye değildir. Ancak para ( şeytanın boku) üreticiye üretim faktörlerini kullanım imkanı vererek üretime yardımcı olur.



Buraya kadar olan açıklamalarım çok bilinen basit iktisat teorileri. Anlatmak istediğim asıl amacım çeyrek asrı tamamladığımız günümüzde ülkemiz hızlanan biçimde kurumsal değişikliklere tanık olduğu. Bu değişiklikleri gelişme ve çağdaşlaşma olarak tanımlamak çok zor. Cumhuriyetimizin kuruluş değerleri, tam bağımsızlık ilkesi, kalkınma hedeflerimiz yerine çağdaşlık ve toplumsal normlarla çelişen ve iktisadi verimsizlikler oluşturan bir ortamın içinde olmamız.


Acizane benim görüşüm uzun vadede düşünme, vizyon eksikliği. Yani planlama olmazsa kurumlar da doğru işlemez. İstenilen hedeflerin uzağında kalır. Maalesef ne hikmetse 2011 yılında “Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) “nin kapatılması bu satırlara kadar yazdığım olumsuzlukların ve işleyememenin önemli sebebidir. Misal : Son 20 senede kaç eğitim planı değişti? Tarım neden verimsizleşti? Hayvancılık nereye gitti? Uçak inmeyen havaalanları?........


dpo

Planlama “ Birinci Dünya Savaşı” koşullarında ortaya çıktı. Kökeninde Almanlar var. Yani sosyalist düşünce bir planlama yaratmadı. Kapitalizm üzerinde yorumlar yarattı, düşünceler yarattı. Ama uygulama aşamasında yaratmadı. Yani savaş koşullarında ortaya çıktı. Çünkü savaş, var olmak veya yok olmak demek. Onun için aklımızı kullanmamız lazım. Yani planlama yapmamız şart. Sosyalistlerin bir iktidar programı yoktu. Sovyetler de Ekim Devriminden sonra bununla yüz yüze kaldılar. Büyük bir entelektüel olan Lenin işin pratiğinin

nasıl olacağını düşündü, Alman deneyimini gördü ve “ planlama gereklidir” dedi. İlk olarak da planlanabilir ve planlaması mümkün olan sektör üzerinde durdu; bu enerji planlamasıydı.


Biz Sovyetlere baktık, onlardan öğrendik. Milli Mücadele yılları yakınlaştığımız dönemdi. Milli Mücadele ve sonrasında bize sadece onlar yardım etti; yakınlaştık, onlarda ki planlamayı izledik. Sovyetler Birliğine heyetler yolladık. Tesislerini gördüler, yani planlama temposunu gördüler ve bizde de planlama dönemi başladı. Sovyet uzmanlar geldi. O dönemde 13- 14 milyonluk bir köylüler ülkesiydik. Osmanlı birinci ve ikinci sanayi devrimini kaçırmıştı. Burada mesele, birinci sanayi devrimine adım atabilmekti. Dolayısıyla başlangıç için bu lazımdı.


Dokuma ve tekstille başlıyoruz. Birinci sanayi programı 1933 yılında imzalandı. 1934 yılında Türk milleti tarihinde ilk kez yatırım yaptı. Birinci sanayi programı moral verdi. Bu dönemde % 10 luk bir büyüme hızı yakalandı. İnişli çıkışlı bir çok aşamadan sonra 1960 da “ Devlet Planlama Teşkilatı” kuruldu. Burada önemli olan 1945 den itibaren dünyada plancılık başlıyor.


dpo 1964

Bir yapı düşünün; üç kat var. en altta proje katı. Proje katının üstünde, en önemli kat sektörler katı var. en üstte de makro kat. Dolayısıyla bunları bir bütünlüğü lazım. Niye lazım? Ne yapacağımızı bilirsek önümüzdeki beş yılda nasıl ne hızla gideceğimizi, ne kadar ilerleyeceğimizi planlayabiliriz. Planlamayı çok uzun anlatabilir, değerlendirebiliriz.

Esas konumuza gelirsek, bu planlama dönemlerinde denizciliğimiz hiçbir zaman düşünülmemiş ve ilgi alanı olmamış. Misal 1960 – 1975 yılları arasında “ YÜKSEK DENİZCİLİK OKULUNA” güverte bölümüne 20, makine bölümüne 25 talebe olmak üzere çok sıkı bir imtihan sonrasında toplam 45 öğrenci alınırdı. Sene sonunda en az 3-4 talebe okulun şartlarına uyum sağlayamadıkları için tazminatlarını öder okuldan ayrılırdı. Mesela bizim sınıftan üç arkadaşımız ayrıldı.


1970 lerin başında kamu olsun, özel teşebbüs olsun gemi alımları başladı. “ Deniz Ticaret Filosunda” çalışacak zabit yok. Saçma sapan ehliyetli elemanlar gemilere gelmeye başladı. Donanmadan sıhhiye astsubayı güverte zabiti olarak geldi. Adam kalçadan, damardan iğne yapmakta usta, meslekle alakası yok.Güverte zabiti, 16 000 dwt gemide 4. kaptan. Ege yönlü rotada Hora fenerini (Gelibolu’ya gelmeden ) gece 22.00 civarı iskeleden bordolamaya kalktı. Benzin , motorin yüklüyüz. Lumbuz vardiyası tutuyorum. Yukarı fırladım, son anda müdahale ettim.


Gaziantep’e “ Denizcilik fakültesi” açtılar. Gaziantep de ırmak, göl bırak , dere yok. Sonra okul kapatıldı. Talebelerine ne oldu bilmiyorum. Açacaksan gastronomi fakültesi aç, yakışır. 1981 senesi yabancı bayraklı bir gemiye gideceğim. Mecburi hizmetim bitmiş pasaport vermiyorlar. Denizciler çıkamaz gemileri kaldıramıyoruz diyorlar. Turist pasaportuyla çıktım. 1980 den sonra canım okulumuza el koydular. Okul Tuzla ya taşındı. Bu sefer 100 – 150 talebe almaya başladılar. Çocuklar staj yapacak gemi bulamadılar. Daha sıralanacak

çok şey var da yazdıkça canım yanıyor.


Burnumuzun dibinde ki adaları Yunanlılara devrettik. Bu adalar bölgesinden defalarca geçtim. Keçiler , tavşanlardan başka canlı yoktu. Yunanlılar hemen bir şapel (mini kilise ) yaptılar. Turistik tesisler kurdular. Yaşam alanlarına canlılık getirdiler. Deniz jeopolitiği hiç düşünülmedi. Avlanma bölgelerine Yunanlılar el koydu. Denildiğine göre askeri tesisler kurulmuş. Bu konuyu daha sonra daha uzun yazacağım.


Plan dedim, plansızlıktan konu açtım. Bir dönemin ünlü politikacısı “ Bize plan değil pilav lazım” demişti. Bilmiyor ki plan olmadan pilav da olmaz. Bu ülkede düşünce üretmeden bir olgu, bir gelecek olmaz kısaca insanların mutluluğu ortada kalır. Düşünce yaratanda planlama teşkilatıydı. Kapattılar, tasfiye ettiler. Mesela planlama teşkilatı devam etseydi “ Kanal İstanbul “ için ne yorum getirirdi. Belki sonuç “ isteseniz de istemeseniz de bu kanal yapılacak” fikri olmazdı.


Piyasanın önüne atılmış, rantiyecilerin insafına bırakılmış, sömürü düzeni haline gelmiş bir zamanların önemli kamusal görevi “ kılavuzluk” sistemimiz. Plansızlığın, denizciliğin ıska geçildiği can ve mal emniyetini , çevre güvenliğini içine alan bir sistem kılavuzluk uğraşı.


Burada sorulacak bir soruvar mı? Sormayın. Cevabını kesin bilmiyorum. Çünkü bildiklerimi

unutturdular. Yalnız üç katlı planlama binasının hiçbir katına denizcilik konuları hiçbir zaman girmedi. Bundan sonra da girmez. Çünkü planlama diye bir gelecek kalmadı.


SONUÇ : Gençler göç etmek istiyor. Sanayici yurt dışına kaçıyor. Bu plansız yaşamanın sonuçları. Denizci olup bu ülkede mesleğimi icra etmek büyük acı veriyor. Kendimi başka bir yerlerden gelmiş göçmen gibi görüyorum.


Kaptan

M. Ali SÖKMEN

1 Yorum

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
5 üzerinden 5 yıldız

Tebrikler, çok iyi bir konuya değinmişsiniz. Kaleminize sağlık.

Planlara uyulmaması da yine bizim ülkemizde bir alışkanlıktır malesef. Fi tarihinde, Denizcilik Müsteşarlığında bir vesile ile bulunduğumda kapılardan birinde "Şehir Plancısı A.... B..." plakası dikkatimi çekti ve iki disiplinin nasıl bir entegrasyon içerisinde olduğunu öğrenmek için içeri girdim. Ancak, her gelenin böyle bir kurumda plancının işi olmadığına dair yorumları yüzünden beyefendiden bin ah işitmiştim. Oysa bugün limanlar ve kentlerin birbirini kilitlenmesi tam da bu planlamanın eksikliği yüzündendir. Saygılarımla

Düzenlendi
Beğen

Bize Ulaşın

YDO RUHU

Bu sayfada görmek istediklerinizi,

Fikirlerinizi Bizimle Paylaşın   

YDO okul brövesi

Gönderdiğiniz için teşekkür ederiz!

bottom of page