Bir Efsane "Hayri Baran , Gv28" - 2. Bölüm
- Alper Akpeçe

- 23 May 2024
- 7 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 27 May 2024

Hayri Baran, iş hayatında karşılaştığı zorlukları ve yatırımlarında ileriye dönük ne denli doğru kararlar verdiğini anlatan iki gazete yazısını paylaşıyorum.
Bu yazıların ana fikrinde; Piyasa şartlarında sadece iyi kararlar vermek, geleceği görmek ve adımlar atmanın yeterli olmadığı, stratejik olarak da doğru hamlelerin yapılması gerektiğine dair yazılardır.
İlkinde ticari şeffaflık strateji ile ikinci yazıda ticari hamelerinde ileri görüş ve piyasadaki genel ve siyasi durum hakkında bilgiler verilmektedir.
İyi okumalar,
AKİS, 29 MAYIS 1965
Ata tankerinde yapılan törende Baran ve Vali Akı l için yol birdir. "Modem Gemicilik" adlı iki kitabı ile muhtelif dergi ve gazetelerde yayınlanmış bir çok makalesi vardır. Baran özel hayatında son derece sakin, evine ve ailesine bağlı bir insandır .
Petrol nakliyatı Hayri Baranın petrol nakliyatına girmesi, dünya denizciliğindeki gelişmeleri takip etmesinin neticesi olmuştur. Ama bu aynı zamanda, Türkiyede de yeni bir iş sahasını türk müeşebbislere açmıştır.
Türkiyede petrol nakliyatı 1950 yılına kadar yabancıların inhisarında kalmıştır. Türkiye hem dışardan getirttiği petrole ve hem de rayiç navlunlardan yüksek olan nakliyatına döviz ödemekte idi. Türk Ticaret Filosuna ilk tankerini almıştır. Müteakiben Hayri Baran Barbaros, Haşim Mardin Raman, Nâzım Kalikavan Rıza Kaptan tankerlerini almışlardır.
Bu dört gemi ile Türkiyeye ithal edilen petrollerin yabancı tankerler tarafından nakledilmesi inhisarına son verilmiştir. Ancak Türkiye’ye nakledilen petrolde rayiç fiyatlarından çok yukarda bir fiyat tutturarak ayrına karlı bir iş temin eden yabancı petrol şirketleri önce, Türk Ticaret Filosuna katılan
bu tankerlerin işini sabote etmek yoluna gitmişlerdir.
Şimdide olduğu gibi o zaman da, büyük petrol şirketleri, sahip oldukları tanker filoları dolayısı ile, o kendilerine bağlı bulunan brokerlerin de dahil olduğu "Pane" adlı teşkilât vasıtası ile navlun fiyatlarını ayarlamakta idiler. Türk Ticaret* Filosuna katılan gemileri sabote etmek için Pane teşkilâtı Türkiyeye yapılan petrol nakliyatı navlunlarını % 50 nisbetinde indirdi. Ancak zamanın hükümeti türk tankerleri içtiat tesbit ederek yabancı şirketlerin sabotaj hareketinin önüne geçti.
Petrol nakliyatında bu devre, petrol rafinerilerinin kuruluşuna kadar devam etmiştir. Petrol rafinerileri kurulduğu zaman ham petrolün nakli için ancak 40 bin tondan yukarı tankerler kârlı olduğundan ticaret filosuna süper tankerlerin katılması icab ediyordu. Eldeki tankerler ise ancak kabotaj hatlarında, Mersinde rafine edilen petrolü memleketin muhtelif bölgelerine dağıtmakta faydalı olabilecekti. Bu yüzden Denizcilik Limited Şirketi, bir süper tanker mübayaasına bizzat girişirken Ulaştırma Bakanlığı nezdinde, Japonyaya tanker yaptıran Denizcilik Bankasını da uyarmış ve gemilerini 40 bin tondan büyük yaptırması tavsiyesinde bulunmuştur. Ancak Denizcilik Bankası geç kaldığından Japonyaya sipariş edilen Asım Alyanak ve Batman tankerleri 20 biner
tonluk olarak inşa edilmişlerdir.
Türkiyeye gelen ham petrolün ancak sekizde birini Ata tankeri taşımaktadır. Yani daha Ata gibi yedi tanker olursa Türkiyeye gelen petrol yalnız türk gemileri tarafından taşınabilecektir. Ata dışındaki nakliyatı halen ecnebi bayraklı gemiler yapmaktadır.
Bu ticari gelişmeler ışığında Hayri Baranın hayattaki başarısı zor ve çetin bir sahada olmuştur.
Türkiye Deniz Ticaret Filosu alanında dünyanın en geri kalan memleketlerinden biridir. Halen memleketimiz dünyada 294 gemi ile 27. sırayı işgal etmektedir.
Denizcilikte Türkiyenin bu kadar geri kalmasının başlıca sebepleri kanuni mevzuatın son derece iptidai olması ile gelip geçen hükümetlerin bu konuya gerektiği kadar sektöre eğilmemesidir. Bunlar arasında denizcilikle alakalı kredi tesis edilememesi, gemi ipoteğine önem verilmemesi ile ithalat ve ihracatta türk gemilerine öncelik tanınmaması yer almaktadır.
Ayrıca özel sektör içinde deniz sahasında çalışan iş adamlarının, bir ikisi müstesna, bir gelişme kaydetmemeleri, buna mukabil tamamen İlkel metodlarla çalışarak himayeye lâyık olmayan bir iş tarzı tutturmaları da gemiciliğimizin geri kalmasına sebep olan başlıca unsurlardandır. Armatörler gelişen deniz ticaretine ayak uyduramamışlar, bu yüzden eski tip gemileri işsiz kalmış, sonra da hurdaya ayrılmıştır.
Son beş yıl içinde 24 gemi sahibi, gemisini kaybettiği için deniz sahasını terketmek mecburiyetinde kalmıştır. Deniz ticaretinin inkişaf etmemesinin bir diger sebebi de bizde gemi inşa sanayinin kurulmamış olmasıdır.
Şimdi Hayri Baran bunun peşindedir. Başarılı armatörün kanaati, Türkiyede gemi yapmanın kabil olduğu merkezindedir. Ancak bu yolda tutunabilmenin bir devlet politikası olması, yani gerekli kolaylıkların mevzuatla sağlanması lüzumu vardır.
Düşünmek lâzımdır ki tersane bölgesinin neresi olması gerektiği dahi henüz kararlaştırılmamıştır. Ama Hayri Baran bu zorlukların da üstesinden geleceğini bilmektedir. Açıkta, berraklıkla, çalışan özel teşebbüsün ve sermayenin elinden bir şeyin kurtulmayacağını, özel teşebbüsün ve sermayenin her devirde Türkiyesini yaşatacağını, devri iyi bilen bu temsilcinin ifade ettiği bir husustur
Son günlerin en ilgi çekici basın toplamasını yapan Hayri Baran sağına İşletme Müdürünü, soluna Muhasebe Müdürünü almıştı. Gazeteciler ise. duvarlarında şirketin tankerlerinin resmi ve maketleri asılı salonun ortasındaki koltuklarda ve Baranın tam karşısında bulunuyorlardı.
Hayri Baran konuşmasını yazılı olarak hazırlamıştı. Bunu sakin bir sesle okudu.
90 milyon lira değerinde bir ticaret filosunun yarı hissesine sahip bulunan 56 yaşındaki Hayri Baran bilançosunu açıklamak kararını o sıralarda aldı.
Bir takım üzüntüleri vardı.Özel Teşebbüs hücuma uğruyordu, Özel Teşebbüs kendisini iyi savunamıyordu. Hayri Baran olarak da kendisine karşı ithamlar yapılmıştı. Fakat Baran bunları sineye çekmemiş, namuslu her iş adamının yapması gerektiği gibi, ispat hakkım da tanıyarak mahkemeye gitmişti. (Buna rağmen içinde bir eziklik vardı. Gecesini gündüzüne katarak çalışıyordu. En büyük zevki işinde başarılı olmaktı. Mesaisinin karşılığı olarak bütün ömrü boyunca ÖzelTeşebbüs Nihayet bir ses olmak amacında bir İstanbul sabahı, Fındıklıdaki Denizcilik Limited Şirketi'nin, ufak toplantı salonunu dolduran20 kadar İstanbul gazetecisi, daha toplantının başında çok ilgi çekici bir konuyla karşı karşıya olduklarını anladılar.
Gazeteciler, Denizcilik Limited Şirketine, şirketin ortaklarından Hayri Baranın "Vergi Açıklanması" konusundaki basın toplantısı münasebetiyle Hayri Baranın ilk tankeri Barbaros, İlk adım umumi efkâra sadece Vergi Açıklanması konusundaki görüşünü söylemiyor, lehte olan bu görüşün bir icabı olarak da şirketinin bir yıllık durumunu umumi efkârın gözleri önüne seriyordu.
Ertesi gün bu basın toplantısı aktüalitenin en dikkate şayan bir hadisesi olarak hemen bütün büyük gazetelerde iri manşetler ve resimlerle yer aldı.
Karar saati ve şirketler bilançolarını Nisan ayında verirler. Hayri Baran bunca faaliyette kendisine ve sonra çocukların yetecek parayı kazanmıştı. Şeker hastasıydı. Onun için perhizdi. Akşamları içebildiği iki kadeh viski siyle Bogaziçinde, Yeniköydeki yalısı tek lüksüydü. Zaman zaman, haksız bulduğu hücumlar karşısında lanet olsun diyeceği geliyor, her şeyden vazgeçmek istiyor,
"bunca didiş, sonra bunu söylesinler" diye düşünüyordu.
Ama amerikalıların tabiriyle bir "self made man — kendi kendisini yetiştirmiş adam" olduğu için mücadelecilik tarafı daima galip geliyor, sayaşı bırakıp kaçmayı küçüklük sayıyor, pabuç bırakmamaya gönlü daha fazla yatıyordu. Sonra, muvaffak bütün 14 adamları gibi ne kadar zor ve yorucu da olsa işine aşıktı, işinden amatörce bir zevk alıyordu, belirli bir hududu geçmiş olduğuna göre paralanmanın maddi keyfinden çok manevi lezzetinden tad alıyordu.
Hayri Baran hücumların büyük nisbette "bilmeme"den doğduğunu böyle üzüntülü günlerinde farketti ve bu onun için bir ışık oldu.Öyle ya. misal ortadaydı: kendisi. Ne kazandığını. ne vergi verdiğini, yaptığı işin mahiyetini biliyorlar mıydı? Bir gemi alırken ne heyecanlar çektiğini, bunların taksidi zamanları gece uykularının yok olduğunu, böyle bir çalışmanın insanı yıpratıcı taraflarını, kısacası, muvaffak olmanın zorluğunu, büyük başın derdini kaç kişi anlıyordu ki? Eee. bunu insanın kendisi söylemezse, kendisi, sanki bir sırmış. hattâ kabahatmiş gibi saklarsa umumi efkârın doğru hüküm vermesi kabil olabilir miydi? Burada milyoner armatöre dış dünya bilgisi ve görgüsü yardım etti. Okuduğu gazetelerde, özel sütunlarda şirketlerin yıllık altı aylık, hattâ üçer aylık her şey tam bir açıklık içinde cereyan ediyordu. Onlar aptal mıydı? ”Onlar neden hesaplarını saklamıyorlardı ? Sebepten neticeye varmak. Hayri Baran için güç olmadı. Oralarda para kazanmanın ayıp değil bir meziyet, itibar ve şeref vesilesi olması hep bu açıklıktandı.
"Boyunu görelim!” diyenlere Hayri Baran bu usulü Türkiyede yeri bilinen, kalbur üstü temsilcilerin biriydi. İçlerinden çoğu “Baranı teşvike ”Evet", çok iyi olur" dediler.
Hemen hepsi "Hele sen bir yap ta,” deyip de geride kalmayı ve akisleri beklemeyi tercih ettiler.
Onun Şimdi, üstün başarı kazanmış olması, her halde gocunacak yarası bulunmayanları aynı yola itecektir.
Hayri Barana teşebbüsünün kendisine iki taraflı yıldırımlar çökeceği de hatırlatıldı. Bir defa aşırı derecede üzerine hücum edilip; onuda, kurmak istediği sistemi de paralamak isteyeceklerdi. Belki de, İlâhların istediği kurban Hayri Baran olacaktı.
Bundan başka, bizzat kendi kampından Baranı tenkit edenler, onu gösterişle suçlayacaklar, "Canım, sırası mıydı?" diyenler, çekemeyenler çıkacaktı. Tabii bu hislerin altında yeni bir tedirginlik sebebinin yaratılması da yatmayacak değildi.
Bir çok büyük iş adamı düşünecekti: Ben de yapayım mı, yapmayayım mı?
Nitekim Hayri Baran konuşmalarında, zümresi mensuplarını aynı yola itmeye çalıştı.
İlk basın toplantısını, O ilk açıklamayı yapacaktı. Ama arkadan onu takip ederlerse, bu savunma bir mukabil hücum yerine geçerse, Özel Teşebbüsün sesi o zaman çıkmış olacaktı ve bu bir münferit teşebbüs olmanın çok ilerisine atlayacaktır.
YURTTA OLUP BİTENLER
15 yıllık bir emek Türk armatörleri arasında ilk sırayı işgal eden Hayri Baranın yarı hissesine sahip olduğu Denizcilik Limited Şirketi 1952 yılında kurulmuştur. Ancak Hayrı Baranın armatörlüğe baş-
laması bu tarihten dört yıl öncesine rastlar. Kendini tamamen deniz sahasında yetiştiren, bu işin tahsilini yapmaktan başka bütün dünyadaki gelişmelerini de dikkatle izleyen ve tereddütsüz deniz ticaretini memlekette en iyi bilen üç dört kişinin başında gelen Hayri Baran yıllardır kafasında yaşattığı hayali 1948 yılında gerçekleştirdi
Memleketleri kimler komünist yapar?
Şu Bölükbaşı ağzından keramet dökülen, İnci saçılan bir adam mı?
Bir iktidarın Bakanı, Komünizm tehlikesi Türkiyede görüldüğü halde Petrol Kanununun Türkiye lehinde değiştirilmesini isterken bir şirket avukatı gibi "Değişikliği lüzum yok" derse, komünistlerin ekmeğine yağ mı sürülür, bal mı?
Bir iktidarın en tepesindeki zatın lâkabı "Morrisen" olursa ve o da bu lâkabına lâyık olmak için elinden geleni yaparsa komünizm tehlikesi büyür mü, büyümez m
Uzun yıllar bir müttefikimiz, bir gün bize "Bak. Kıbrıs yüzünden Rusya sana tecavüzı ederse ben yokum" der ve ilk fırsatta kendisi zavallı Domini'ke tecavüz ederse Moskovanın itibarı artar mı, artmaz mı?
Bir memleketin özel sektöründen yükselen ses hep açıklığın aleyhinde olursa, bir memlekette yabancı sermayenin taraftarları dâvalarını “aman sermaye ürkektir, zam-zum etmeyin, bırakın sizi biraz istismar etsin, hemen ölmezsiniz"" diye savunurlarsa, memleketin en büyük gazetelerini
okumak suç sayılırsa kızıllar ellerini uyuşturmazlar mı?
.. ve nihayet, bir koalisyonun kaderine bir Bölükbaşı hâkim olursa bir memleket, bir millet, ah ne olmaz, ne olmaz?.
Mensupları platonik destekle kalmayı tercih ettiler ve bir plân yapılamadı. Buna mukabil “şartlara göre ye gelişmeler" prensibi tercih rağmen Hayri Baran kararından dönmedi. Dönmedi ve iyi etti. Zira hareketinin akisleri dediği gibi. "bir memlekette servet düşmanlığı cereyanları billeşmişse buna karşı en iyi tedbir açıklıktır" kanaatinin umumi efkârda paylaşıldığını ve yaptığı alakaları ve beklendiklerini gösterdi. Armatör zümresi mensuplarından görmediğini umumi efkârdan gördü.
ve Mehmet Doğan ile birlikte 5000 tonluk Kozlu şilebini satın alarak, gemi sahibi oldu Baran ikinci gemisini bu tarihten iki yıl sonra, bu defa yâlnız başına satın aldı. Oğlunun ismi olan
Pekin adını verdiği bu gemi 2500 tonluk idi. Bir müddet sonra Baran, deniz ticaretindeki en kârlı (o yatırımın şimdi tankercilikte olduğunu tesbit ederek 1952 yılında elindeki iki gemiyide tasfiye etti ve yatırıma bir de orta almak suretiyle petrol nakliyatı ile meşgul olacak Denizcilik Limited Şirketini kurdu.
Devamı gelecek . . . .



Yorumlar