Kıymetsiz Fedakarlık
- Alper Akpeçe

- 29 Ara 2024
- 2 dakikada okunur
Bazı insanlar vardır; hayatlarını, çevrelerindeki topluluklar için maddi ve manevi fedakarlıklarla geçirir. Özellikle sosyal medya gibi bir ortamda, bir topluluğu ayakta tutmak, desteklemek ve geliştirmek için elinden geleni yapan kişiler mutlak vardır. Aslında topluluğun ayakta durması bu mücadeleci kişilerin sırtında olgunlaşır. Ama gün gelir bu insanların kalbinenbir soru düşer : "Bunca emek neden bu kadar görünmez olur?"

Şimdi empati kurmanızı istiyorum, bir topluluğa inanmış kişi, gecesini gündüzüne katarak araştırıyor, uğraşıyor, zaman ayırıyor. Maddi imkânlarını kullanıyor, manevi desteğini esirgemiyor. Topluluk daha iyi bir yere gelsin, insanlar bir arada huzur bulsun diye uğraşıyor. Herkesin ihtiyacını düşünmek için zaman harcıyor, sürekli sorunlara çözüm üretmeyi kendine dert ediniyor. Ama gün geliyor, o kişinin adı bile anılmıyor. Üstelik küçük bir hata yaptığında ya da yorulup, yılgınlık hissedip geri çekildiğinde, kimse farkına varmıyor, farkında olanlar ise arkasından eleştirileri yükseltebiliyor. Sonrası suskunluk . . .
Ancak kişi, sadece yaptığı fedakarlıkların fark edilmesini bekler, övülmesini veya menfaat elde etmeyi beklemez. En azından "Bunu neden yapıyor?" diye soran, değer veren birkaç kişi olmasını ister. İşte bu durumda tespit şudur ki: “İnsanlar, bedel ödemeden elde ettikleri şeylerin kıymetini bilmez.”
Sosyal topluluklarda insanlar, yenilikleri ve fedakarlıkları “seviyor”, “taktir ediyor” gibi görünür. Bir kısım tarafından alkışlar, beğeniler, yorumlar, gelir. Ama iş gerçekten o kişiyi desteklemeye gelince, sessizlik çöküverir. Maddi bir destek mi lazım? "Ben şimdilik katılmayayım." Manevi bir destek mi gerekiyor? "Başka bir zaman bakarım." İşte burada, takdir edilenle korkulan, sevilenle görmezden gelinen arasında bir paradoks doğar.
Fedakarlık yapan kişi, karşılık beklemez ama görmezden gelinmek onu incitir, Yıldırır. Hele ki, verdiği onca emeğin ardından duyduğu tek şey eleştiri olursa, bu his daha da ağırlaşır. “Acaba hata mı yaptım? Bu kadar uğraşmasam mı?” Gibi çelişkili düşünceler kalbini karartmaya başlar, gücünü alır, savaşma isteğini törpüler, . . .
Topluluğun gelişmesini isteyen kişi, bir süre sonra bu soruların altında ezilir. Diğer tarafta topluluk bu değerlerin farkına ancak o kişi ortadan çekilince varır. Ve o noktada, artık çok GEÇTİR.
Bu noktada herkesin kendine sorması gereken bir soru var: "Bir başkasının emeğini, katkısını yeterince takdir ediyor muyum?" Topluluklar, bireylerin samimiyeti ve desteğiyle ayakta kalır. Bu sebeble sadece küçük bir teşekkür ya da içten bir takdir sözü kişinin hissettiği yükü hafifletebilir.
Sosyal bir topluluğun parçası olmak, sadece tüketmek değil, üretmeye ve destek olmaya da katkı sağlamak demektir. Bu yüzden, maddi ya da manevi, elinden geleni yapmak topluluğun kalitesini artırır ve insanların birbirine olan bağlılığını güçlendirir.
Fedakarlıklar takdir edilmese dahi, değerini yitirmezler. Ancak unutulmamalıdır ki, takdir edilmeyen emek, bir süre sonra sessizliğe gömülür, giderek ışığı söner. Toplumun ya da bir topluluğun bireyleri, emek verenleri kaybetmemek için onların kıymetini zamanında bilmeli.
Hayat, “Sonra bakarım,” diyemeyeceğimiz kadar hızla akıyor. . .
Alper Akpeçe Gv’92



Kendi gücümüzü ve enerjimizi, içimize sinmeyen taraflar olduğu halde, çoğunlukla “yardım etmek” için kullanmaya başladığımızda alma-verme dengesini bozuyoruz. Kendimizi feda etmeye başlıyoruz. Feda etmek çok ulvi ya da üzerine çok büyük anlamlar yüklenmiş bir kelime olarak öğretile gelmiş ancak sürekli kullanıldığında etkisi tam tersine dönüyor. İstemeden yaptığımız “iyilikler” bize kötü hissettiriyor; belki işlerimiz aksıyor, belki maddi olarak zor durumda kalıyoruz, belki enerjimiz düşüyor ya da zamanımız kısıtlanıyor hatta sağlığımız bozuluyor… Karşılık beklemeden yaptığımızı düşündüğümüz halde içerlemeye başlıyoruz, dolayısıyla ilişkilerimiz de bozulmaya başlıyor; çünkü dışarıya yansıtmadığımızı düşünsek de artık içsel olarak eskisi gibi hissedemiyoruz.
Bir şey uğruna başka bir şeyden vazgeçme anlamına gelen “feda” kökünden gelen fedakar kelimesi; başkaları uğruna kendinden vazgeçme hali anlamına geliyor. Oysa kendinden geçmeden de başkalarının yararı…