SAGİR VAKASI 1
- KIVANÇ ERGÖNÜL
- 31 Tem 2024
- 6 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 11 Eki 2024
Mondros Mütarekesi imzalandıktan sonra işgal edilen yerlerde güvenlik kalmamakla birlikte ümitler de tükenmeye başlamıştır. Bu dönemde halkı teşkilatlandırmak ve bilinçlendirmek en önemli vazifelerin başında gelmekteydi. Çeşitli cemiyetler aracılığıyla bunu yapmaya çalışan vatanseverler bir yandan da sistematik bir mücadelenin temellerini atmaya başlamışlardır. Bu dönemde kurulan ilk teşkilat Karakol Cemiyeti olmuştur. Cemiyetin çalışmaları çok yönlü olmuştur. İstanbul halkını ve Anadolu yakasındaki çeteleri silahlandırmıştır. Bunun yanında İstanbul semt ve kazaları teşkilatlandırılarak, İstanbulAnadolu arasında irtibatı temin amacıyla Kocaeli mıntıkasında bir menzil hattı kurulmuştur. Cemiyet bu hat kanalıyla Anadolu‟ya değerli şahsiyetler ve silah kaçırmıştır.
Kısa zamanda örgütlenme çalışmalarını tamamlayan Karakol Cemiyeti‟nin, Milli Mücadele‟ye yaptığı en büyük hizmet, İstanbul‟dan Anadolu‟ya silah ve cephane ile subayların kaçırılması, İngiliz Muhibleri Cemiyeti gibi kuruluşların planlarının ve faaliyetlerinin deşifre edilmesi olmuştur. Cemiyet, İstanbul‟dan Anadolu‟ya geçmek isteyen asker ve sivillerin güvenilir olduklarını göstermek amacıyla “tavassut (aracılık) belgesi” de vermektedir.
16 Mart 1920 de İstanbul‟un işgali Karakol Cemiyeti‟nin sonu olmuştur. Zira başkanın tutuklanması, diğer bazı üyelerin de Anadolu‟daki millî kuvvetlere katılması yeni bir örgütün kurulmasını zorunlu kılmıştır. 1921 başlarında Fevzi Paşa‟nın direktifiyle Erkan-ı harbiye‟ye bağlı olarak Müsellah Müdafaa-yı Milliye Grubu tesis edilmiştir. Müsellah Müdafaa-yı Milliye Grubu Hüsamettin Bey tarafından kurulmuştur.
Bir süre sonra örgütün genişlediği ve bir “Merkez Heyeti” oluşturduğu görülmüştür. Müfit Özdeş de Merkez Heyetine seçilmiştir. Bu dönemde Anadolu hükümetinin İstanbul'daki irtibat ve ikmal vazifesi layıkıyla gerçekleştirilmiştir. Özdeş, Karakol Cemiyeti‟nde olduğu gibi M.M. Grubu bünyesinde de derin bir alaka ile çalışmıştır.
Özdeş ailesinin vatanın kurtuluş yolunda sergilediği gayrete kayıtsız kal(a)mayan Mustafa Kemal, 13 Ekim 1919 tarihli Heyet-i Temsiliye kararında, Meclis-i Mebusan‟a milliyetperver grubun üstünlüğü için Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti esaslarına sadık, ilmî hâkimiyeti bilinen, ahlaki karakterleri belli olan kişilerin seçilmesi için gayret edilmesini istemiştir. Bazı makamlara ise tavsiyelerde bulunmuştur. Erkan-ı Harp binbaşısı Müfit Bey'in Ankara vilayetinden, eski Maliye müfettişlerinden Arif Bey'in Kırşehir livasından milletvekili seçilmesini tavsiye etmiştir. Fakat bu iki şahsiyet tavsiye edildikleri yerden Osmanlı Mebusan Meclisine girememiştir.O sıralarda Hamit Naci Bey, okulun derece mücadelesini verirken, bir yandan işgalle de mücadele etmektedir. Damadı erkân-ı harp binbaşısı Lütfi Müfit Bey ile oturduğu Heybeliada’daki ev 22 Nisan 1920’de, iki süngülü Arap askeri, dört Fransız jandarması ile basılır. Amaç Rus mültecileri eve zorla yerleştirmektir. Evin üst katındaki üç odaya Ruslar zorla yerleştirilir. Derece tayini konusunun çıkış nedeninin ise okul mezunlarının askerliklerini nasıl yapacağı sorusundan kaynaklandığını görmek mümkündür.
Mustafa Kemal‟in sınıf, silah ve dava arkadaşı Müfit Özdeş‟e olan büyük teveccühü İngiliz casusu Mustafa Sagir nedeniyle bir süre inkıta etmiştir. Sagir olayı Özdeş ve ailesinin hayatını tepeden tırnağa değiştiren ve deşifre eden bir olay olmuştur. İngiliz istihbaratı tarafından özel bir surette yetiştirilerek Mısır, Almanya, İran ve Afganistan‟da İngiltere adına casusluk yapan Hintli Mustafa Sagir, İngiliz hariciyesi tarafından kendisine verilen Anadolu‟daki milli harekâtı akamete uğratmak ve tatbik edilecek suikastları hazırlamakla görevlendirilmişti.Mustafa Sagir, Hindistan’ın Peşaver şehrinde dünyaya gelmişti. İngilizler, Hindistan’ın çeşitli yerlerinden her beş yılda bir birkaç Hintli çocuk ayırır, bunları hükümet adına eğitmek üzere İngiltere’ye gönderirlerdi. Mustafa Sagir’i henüz on yaşındayken seçip İngiltere’ye götürmüşlerdi. Londra’nın küçük bir kasabasında özel bir okulda okumuş, Oxford Üniversitesi sınavlarına çalışarak buraya bağlı Lincoln Koleji ardından da Cambridge Üniversitesi’ni bitirmişti. İngiliz M16 (Gizli Servis) tarafından yetiştirilen Sagir, Arapça, Farsça, Almanca ve Türkçe bilmekteydi.
Mustafa Sagir, Haydar adında bir Afganlıyı kullanarak Afganistan Emiri Habib El Han’ı öldürtmüş ve tutuklanmıştı. Ancak İngiliz baskısıyla sadece sınır dışı edilme cezası almıştır. Casusluktaki başarıları dolayısıyla, İngilizler Sagir’i Anadolu’daki Millî Mücadele’yi baltalamak ve Ankara’nın durumu hakkında ayrıntılı bilgiler toplamakla görevlendirmiştir. 1920 yılının ortalarında İstanbul’a gelmiştir. İngilizlerden kaçan ve onlara düşman bir Hint Hilafet Komitesi murahhası hüviyeti alan Mustafa Sagir, İstanbul Şehzadebaşı’ndaki evinde Türk ve Hint Uhivveti İslamiyye adlı bir cemiyet kurmuştur. Hint Müslümanlarının murahhası olarak, onların verdikleri bir buçuk milyon altın ile Anadolu‟da mektepler yaptıracağını, milli ordunun nevakısının ikmaline çalışacağını söyleyerek kendisini saf, mütevazı, kalbi Türk milletine muhabbetle, Müslüman dünyasının uğradığı cefa ile çarpan bir dindaş olarak tanıtmıştır. Milli harekete samimi alakasını göstererek erkân-ı harp binbaşılarından Filibeli Ali Rıza Bey‟le münasebet tesis etmiş ve bu zatın daha ilk günden emniyetini kesbetmiştir. Ali Rıza Bey‟in delaletiyle süvari kaymakamlığından mütekait Aziz Bey, Hamit Naci ve Binbaşı Müfit‟le de temasa geçmeyi başarmıştır. Zira Sagir‟in amacı Kuva-yı Milliyeciler ve bilhassa Karakolcularla irtibat tesis ederek Anadolu‟ya geçmek, Mustafa Kemal Paşa‟ya karşı bir suikast tertip etmek ve milli Türk hükümetinin sırlarını öğrenerek düşmana bildirmekti. Nitekim bir süre sonra Filibeli Ali Rıza Bey‟e gelip: “Müteferrik çalışmak olmaz. İstanbul‟da Türk-Hint Yardımlaşma Cemiyeti namıyla bir cemiyet teşkil edelim, bu sayede âlem-i İslam ile münasebet tesis edelim” diyerek gizli planını uygulamaya koymuştur.
Kaptan Hamit Naci Bey, Filibeli Ali Rıza, Aziz Bey, ve Hamit Naci Bey‟in damad Erkan-ı Harp binbaşısı Müfit Özdeş mürekkep bir heyet adı geçen cemiyeti kurmak için Mustafa Sagir‟in Aksaray‟daki evinde toplanmıştır.
Sagir‟in İstanbul‟daki çalışmaları olumlu sonuç vermiş ve çevresine karşı bir güven temin etmiştir. Bundan sonra İngiliz Servisinin hazırladığı ikinci plan yürürlüğe konmuştur. Kurmaca bir baskınla tevkif edilmiştir. 17 gün sonra kaçarak kurtulmayı başarmıştır. Bu olay Türk-Hint Dostluk Cemiyeti azalarının kendisine olan safiyane duygularını daha da güçlendirmiştir. Mustafa Sagir‟in İstanbul‟da kalamayacağını düşünen cemiyet azaları kendisini Ankara‟ya ulaştırmayı başarmıştır. Sagir ilk olarak Adliye vekili Adnan Bey‟i ziyaret etmiştir. Kendisini meclisteki riyaset odasında kapıda karşılayarak kabul eden Adnan Bey‟e evvela Hindistan Hilafet Komitesinin gönderdiği özel mektubu takdim etmiştir. Daha sonra Mustafa Sagir Adnan Bey vasıtasıyla Mustafa Kemal Paşa‟yı da ziyaret etmiş ve elini öpmüştür. Hindistan‟da toplanan beş milyon altından bahseden Sagir‟i Mustafa Kemal Paşa hepsini sükûnetle dinlemiş, kendisini ziyarete gelmiş bir yabancı misafire karşı gösterilmesi gereken nezaketi, iltifatı esirgememiştir.Gazi’nin gözü Mustafa Sagir’i tutmamıştı. Sözlerinden ve görüşlerinden hiç de memnun görünmüyordu. :“Dikkatli olmalı! Mükemmel bir casustur!”
Sagir’in Ankara’daki faaliyetleri şüphe çekince görüştüğü kişiler ve faaliyetleri rapor edilmeye başlanmıştır. Atatürk’ün onu ilk gördüğünde, hatta kucakladığında, bu adamın yüzündeki melaneti şeytanlığı anında hissetmiş olması, ona derhal tehlikeli bir casus damgasını vurması şayanı dikkattir. Savaşta da barışta da Atatürk hissiyatında hiç yanılmamış bir dünya lideridir.. O dönem Anadolu’da Yenigün adlı Ankara merkezli çıkan gazetenin sahibi Yunus Nadi Bey ile sıkı dostluk kurmaya çalışan Mustafa Sagir hükümet erkanından uzak durmaktadır.
Bir şekilde Mehmet Akif ile de münasebete geçen Mustafa Sagir posta adresi olarak Taceddin Dergahı’nı kullanmaktadır. Elbette bu Mehmet Akif’in izniyle olmuştur. Bir zaman sonra Akif’in oğlu Emin’in gelen postaların çokluğu dikkat çeker.
Emin’den sonra mektuplardan Mehmet Akif Ersoy’da şüphelenmeye başlar. Bir gün oğlu Emin ile evde oturmuş Mustafa Sagir’e gelen mektuplara öyle bakmaktadır. Bir an yırtılmış zarf dikkatini çeker. Zaten kuşkuda kemirip durmaktadır zihnini. Akif açar zarfı bakar ki mektup kağıdında yazı yoktur. Öyle boş bir kağıt gibi durmaktadır. Bunun üzerine iyice şüphelenir mektup kağıdını evirip çevirip inceler. Bir müddet sonra anlar ki yazılar kimyasal ile şifreli yazılmıştır. Tez haber salar Mustafa Kemal Paşa’ya… Bir suikast düzenlenecektir kendisine. Mustafa Sagir’in İstanbul’daki yardımcısı Ferit Cavit aracılığıyla İngiliz Gizli Servisi üyesi Albay Nelson’a gönderdiği mektuplar incelenince casus olduğu anlaşılmıştır. Kimyager Avni Refik Bekman, amonyak kullanılarak yapılan incelemelerde birtakım kırmızı yazılar ortaya çıkınca Mustafa Sagir tutuklanmıştır. Sagir’in, mektubunda; Mustafa Kemal’in yaşantısı, evinden ne zaman dışarı çıktığı, otomobille nerelere gittiği, otomobilin hızı, otomobiline kimleri aldığı ve arkadaşlarının kimlerden oluştuğu gibi detaylı bilgiler vermekteydi. Artık Sagir’in Mustafa Kemal Paşa’ya suikast tertip etme niyetinde olduğu ortaya çıkmıştır. Nihayetinde Sagir’in tüm faaliyetlerini ve yazışmaları -kendisine Nelson tarafından gönderilen mektuplar da dahil olmak üzere- inceleyen İstiklal Mahkemesi, Mustafa Sagir hakkında idam kararı vermiştir. 24 Mayıs 1921’de tarihinde Mustafa Sagir, Karaoğlan Çarşısı Meydanı’na getirilmiş ve büyük bir kalabalık önünde mahkeme kararı okunduktan sonra asılarak idam edilmiştir.
Mustafa Sagir Bin Zekeriya’nın beyanatı:”Miralay Lawrens,Osmanlı İmparatorluğunu altınlarla yıkmıştı.İngilizler beni de tabanca ile Türkiye Milli Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya memur etti.Maksadım Mustafa Kemal’i vurmaktı !..Mustafa Kemal’i vurduğumda Türklerin İSTİKLAL Savaşı duracak,Milli Hükümet yıkılacaktı.Fakat muvaffak olamadık !.Suikast Planı benden başka kimse tarafından malum değildir.Mustafa Kemal Paşa’yı da Efgan Kralını vurduğum gibi öldürecektim !.”
Bu itiraflar,gizlice evinde ele geçirilen evraklar,gizli dolaplarda sakladığı tabanca ve bombalar,Mustafa Sagir’i darağacına götürecek kafi delillerdi.
Mustafa Sagir‟in aralarında Müfit Özdeş‟in de bulunduğu bir ekip tarafından yeterli tetkik ve tahkik yapılmadan Ankara‟ya gönderilmesi Mustafa Kemal tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Özellikle grup mührünün İngilizlerin eline geçmesi ve bu mühürle musaddık birçok kişinin Anadolu‟ya gönderilmesi, grubun büsbütün gözden düşmesine neden olmuştur. Bir süre sonra cemiyetin bazı üyelerinin işgal kuvvetlerine ait casus teşkilatları ile işbirliği yaptığı düşünülmüştür. Bu durum Mustafa Kemal‟in yakın arkadaşı ve cemiyetin mühim simalarından biri olan Müfit Özdeş‟le de münasebetinin sarsılmasına neden olmuştur.
“Ankara’da ki maksadım;İstanbul’daki Milli Müsellah Kuvvetlerimizin ve MAH Teşkilatımızın nasıl çalıştığını anlamaktı,onun için sabırlı olmağa ve beklemeye karar vermiştim.Çünkü taa içimize kadar elini kolunu sallayarak ve bizim en kadim dostumuz pervasızlığıyla girdiği halde,binlerce insandan müteşekklil olan bizim Gizli Teşekküllerimiz,bakalım bu adamı anlamakta isabet edecekler mi diye merak ediyordum.Çok şükür ki içimze giren bu Habisi tanımakta onlar da gecikmediler !.”
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ REİSİ REİSİ GAZİ MUSTAFA KEMAL PAŞA
Sagir vakasından sonra istihbarat tarafından deşifre edilen Özdeş, İngiliz istihbaratının yakın takibine maruz kalmıştır. Artık dayanılamayacak bir vaziyete tahvil eden bu takibattan kurtulmak ve Millî Mücadele‟ye katılmak için Ankara‟ya geçmeye karar vermiştir. 29 Temmuz 1921‟de Erkan-ı Harp Kaymakamı Ali Rıza Beyle birlikte İnebolu yoluyla Anadolu‟ya geçmiştir.
Özdeş, Mustafa Kemal‟e yazdığı otobiyografik mektubunda bu süreci şöyle dile getirmiştir: …Millî mücâhedemizin en hâd ve elemli devri olan Sakarya Muhârebesinden bir az evvel artık sabrım tükendi ve henüz on yedi yaşına gelen ve genç bir bahriye mühendisi bulunan ve elyevm mevki-i müstahkem kumandanlığı emrindeki bahriye kumandanlığında îfâ-yı vazîfe eden yavrumla beraber ailemin yüzük ve küpelerini terhîn etmek suretiyle bir miktar harçlık tedârik ederek derhâl Anadolu‟ya geçtik. Eğer ölmek mukadderse hiç olmazsa döğüşe döğüşe milletimin âğûş-ı ismet ve harîminde öleyim diye koştum…
İngilizler ve tüm itilaf hükümetleri pek çok kez Mustafa Kemal Atatürk’e ve arkadaşlarına suikast girişiminde bulundu İngilizlerin Bandırma Vapuru’nu batırma girişimleri ,Mustafa Sagir isimli casusu göndererek Atatürk’ü öldürmek istemeleri , İstanbul’a dönmeyen Atatürk’ü, Erzurum’da bulunduğu sırada öldürmek için Sofi Ziya ve Ahmet Nuri ile birlikte yirmi kişiyi görevlendirmeleri en bilinen suikast girişimlerinden. Ancak bir o kadar da bilinmeyenler bulunuyor gizli teşkilatlarımızın ve istihbarat elemanlarımızın zamanında haber vermesiyle alınan tedbirler sonucunda 41 suikast planının hiçbirinde başarılı olamadılar.









Hobisi tarih olan bir insanin yani benim cok buyuk bir zevkle okudugum bu hikayeyi yolladigin icin tesekkur ederim.
“İngiliz Casusu Mustafa Sagir’in ,Ankara Karaoğlan Semtinde oturduğu eve MAH mensupları tarafından gizlice girilmiş bu konularda mütehassis elemanlar tarafından;görünmeyen gizli mürekkeplerle yazılan ancak görünüşte boş kağıtlar gibi dizili İngiliz casusu bu şahsın bütün gizli evrakları ve İngiliz Gizli Servisi ile bütün muhaberatı okunmuş bütün rumuzları çözülmüş,şifreleri halledilmiş,şüpheli hareketleri tefsir edilerek katt’i ve şaşmaz delillerle Mustafa Sagir’in casusluğu meydana çıkarılmıştır. ...... ..... itiraflar,gizlice evinde ele geçirilen evraklar,gizli dolaplarda sakladığı tabanca ve bombalar,Mustafa Sagir’i darağacına götürecek kafi delillerdi.Derhal İSTİKLAL Mahkemesi huzuruna çıkarıldı ve Heyet-i Hakimler ittifakla karar aldılar.Karar Tebliğ edildiğinde her zaman küstahca gülümseyen,kendinden emin olan Mustafa Sagir’in neşeli suratı evvela mor,sonra sapsarı olmuştu.MAH Teşkilatımızın Mühim elemanları Mahkeme safhalarını takip etmişler,icab eden izahatı Heyet-i Hakimlere vermişlerdir.”
HÜSAMETTİN ERTÜRK
Osmanlı Dönemi…
Mustafa Sagir hakkında oybirliğiyle, diğer Ferit Cavit ve İzzet hakkında ise oy çokluğuyla alınan idam cezası hükmü
İstiklal Mahkemesi 583 nolu kararı
İngilizlerden aldığı talimat üzerine kendisine Hint Hilafet Komitesi’nin delegesi süsünü vererek casusluk yapmak üzere Ankara’ya geldiği ve Ankara’da, İstanbul’da ‘Ferit Cavid’ adresine kimyasal bir karışım ile gizli olarak yazmış bulunduğu mektuplarla Anadolu Hükümeti ve Mustafa Kemal Paşa hakkında sürekli olarak bilgi gönderdiği iddiasıyla mahkememize tevdi dilen İngiliz tebaasından Hindistan’ın Peçaver şehrinde mütevellit 34 yaşlarında Mustafa Sagîr bin Zekeriye ile Mustafa Sagîr’in İstanbul’da İngiliz Hafiye Teşkilatı’na gönderdiği anlaşılan ve gizli mürekkep ile yazılı raporlarını yerine ulaştırmak suretiyle merkumun casusluğuna katılmak suçuyla, kezâ mahkememize tevdi kılınan İstanbul’da mütevellit 42 yaşlarından ‘İleri’ gazetesi yazı kurulundan ‘Mehmet oğlu Ferit Cavit’ ile, keza…