top of page

ANKARA GARI


ankara garı

Kimliğimde doğum günüm 12 Ağustos 1929 yazılı; yanlış. Aslında '12 ağustos' doğru da, hesaplamalarıma dayanarak yıl '1929' değil '1930' olmalı!! Neden mi?


Anlatayım:


Teyzemlerle biz İzmir'de çok yakın oturuyormuşuz. Teyzem kızını Nisan 1928'da doğurmuş; ablası olan annem de 22 Kasım 1928 günü benim ablamı dünyaya getirmiş. Bu olaylar ve tarihleri; her iki aile tarafından büyük bir özenle not edilmiş. Yani hiç bir yanılma olamaz.


Ben de 12 Ağustos 1929'da dünyaya gelmişim, kimliğime göre. Ablamın ve benim doğum tarihlerini yanyana koyarsanız garabeti görürsünüz. İki doğum arasında geçen süre 9 ay 10 gün olmadığı gibi, tam tersine 9 ay “eksi 10” gün. Bu ne be!!! Benim annem seri imalat yapan fabrika mı??!!!


Bütün bu uslamlamanın sonucu ben 1929'da değil, 1930'da doğmuş olmam gerektiği kanısına vardım.


Ama arkadaşlarım bu uslamaya karşı çıktılar; “doğum 7 aylık da olabilir” dediler. Haklılar; ama ben yine de 1930 da doğmuş olmamı yeğliyorum.


Aslına bakılırsa 95/96 yaşına gelmiş birinin bir yıl için bu kadar kafa yormasına hiç gerek yok. Ama ben yaptım; affola.


Aslında benim amacım; yaşımdaki bir yılın peşinde koşmak değil; 1937'de tamamlanmakta olan Ankara Garı yapımına kendimi Denetim Mühendisi olarak atadığımda kaç yaşındaydım? Bütün uğraşımın nedeni bu soruya yanıt bulmaktı; buldum da; 6-7 imiş. Zaten benim oradaki görevim de 1937 yılı yaz aylarında sürdü ve yaz sonu Garın çağdaş yapımı tamamlandı ve hizmete açıldı. Ben de işten ayrıldım, doğallıkla. Eylül ayında da ilkokula başladım.


ankara garı inşası

Denetim görevimi şöyle yürütüyordum: Her sabah saat 8 de amelelerle beraber iş başı yapıyordum. Bir gün önce yere dizilen karoları adımlayarak ölçüyordum. O gün döşenen karoların alanının en az dünkü kadar, hatta daha fazla olmasını görmek istiyor ve amelelerin çalışmaları izlemekle onların daha hızlı çalışmasını tetiklemiş olacağımı düşünüyordum. Bazen işlerine de burnumu sokuyordum. “Amca fazla harç koymuşsun, bak dışarı taşmış”diyordum. Bazısı “aferin be oğlum” diyerek beni mutlu etmek için göstermelik az bir harcı mala ile alıp atıyordu. Sıcakta çalışmaktan bunalmış ve burnundan ter damlaları akan bazısı da “defol ulan bacaksız” diyerek beni kötü bakışlarla başından kovardı. Doğallikla ben yönetici olduğumdan bu gibi sinirli çıkışları hoşgörü ile karşılardım.


Gar ile bizim ev arası 4 Km. kadar olduğunu sanıyorum; öğlen yemeği yemek için her gün bu yolu yürüyordum. İlk günler gidip geldim ama aç çalışılmayacağı için buna bir çare arayışına kafa yormağa başladım. Sonunda buldum. Evde bulunan küçük testilerden birini aldım, alüminyum bardak eşliğinde. Sabah gara gidince testiyi dolduruyordum. Sıcaktan bunalmış ve susamış işçilere bardağı 10 para karşılığı su satıyordum. (4x10para=1 kuruş) Öğlene kadar 5-6 kuruş kazanıyordum. Seyyar köfteciden çeyrek ekmek arası bol soğan ve domates eşliğinde 5 köfte alıp karnımı tıka basa doyuruyordum. Öğle ziyafetinden sonra bardağı ağzına kapatıp testiyi bir kenara koyuyor, denetim görevime dönüyordum.


Eylül ayında okula başladım. İsteksizce denetim görevinden ayrıldım. Ama gözüm arkada kalmadı;


Çağdaş Garın Açılışı 29 Ekim Cumhuriyet Bayramına yetiştirilmişti ve benim de içim çok rahat etmişti.


Çünkü bu açılış BÜYÜK ATATÜRK'ün “isteği ve emri” idi. Yerine getirildi.


İlhan Özerdim (Mk. 53)


Ankara Garı birinci peronu

Ankara Garı birinci peronunun ilk günleri


Ankara Garı’nın açılış

Ankara Garı’nın açılış etkinliği

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin

Bize Ulaşın

YDO RUHU

Bu sayfada görmek istediklerinizi,

Fikirlerinizi Bizimle Paylaşın   

YDO okul brövesi

Gönderdiğiniz için teşekkür ederiz!

bottom of page