RÜZGAR
- Alper Akpeçe

- 13 Nis
- 3 dakikada okunur
"ARKADAŞIM RÜZGAR"
Rüzgar dünyanın nefesidir. Bu nefes bazen üfler, bazen kükrer köpürür, kime kızmıştır, öfkesi nedendir bilinmez. Biz denizciler kızmayan, öfkelenmeyen, sert olmayan rüzgarlarla arkadaşlık etmek isteriz. Gemi rüzgarı kıç taraftan alırsa sürati artar, yakıt sarfiyatı azdır. Bu rüzgarlar Armatörün çok sevdiği arkadaşıdır. Gerçekte rüzgar dünyanın nefesidir.
Bizim dışımızda deniz sporu yapan yelkenciler, sörfçüler deniz üzerinde mutlaka kendilerine göre rüzgar arar ve arkadaş olmak isterler. Bulurlar ve anlaşırlarsa mutlu olurlar.
Yaz sıcaklarında körfezlerde esen insana ferahlık veren rüzgarlar vardır. İskenderun Körfezi, İzmir Körfezinde esen rüzgarlar sıcak havayı yanınızdan uzaklaştırır. Bu rüzgarların ismi meltemdir bazı bölgelerde imbat diye isimlendirilir.
Rüzgarla anılan veya isimlendirilen semtler, toplumlar vardır. Çok ilgimi çeken toplum demeyelim de emekçiler “ Yunanistan’ın Pire bölgesinde yaşayan, rüzgar nereye sürüklerse o yöne yönelen denizciler, rüzgarın çocukları olarak anılırlar.
Kıbrıs müdahalesinden bir sene sonra çalıştığım gemiyle Pire’ye havuza gittik. Nasıl karşılanacağız, ne muamele göreceğiz endişesi hep içimizdeydi. Sanki misafirliğe gelmişiz muamelesi gördük. 15 günden fazla kaldık, İstanbul’da kendi evimizdeymişiz gibi hissettik.
Rüzgarın çocuklarını yakından tanıma fırsatı doğdu. Tersane işçileri, adalara çalışan feribot mürettebatı, uzak sefer yapan gemilerin kaptan ve mürettebatı çoğunlukla Pireli denizcilerdir.
Pire’nin bir bölgesi “ Paşa Limanı”. Restoranlar bölgesi. Onlar taverna diyorlar.
Enteresandır o tarihlerde restoran sahipleri çoğunlukla İstanbul’dan giden Rumlardı. İş ortamının müsait olduğu akşamlarda Çengelköylü Panayot’un tavernasının müşterisi olurduk. Müşteri diyorum ama inanın yiyip içiyor hesabı zor ödüyorduk. “ Hemşehrilerim gelmiş Çengelköy havası getirmişler ne hesabı” derdi. Bedeni Pire’de ama kalplerini, sevgilerini İstanbul’da bırakıp gelmişler.
Pire’yi Beşiktaş’a benzetirim. Ortaköy Beşiktaş’ın “ Paşa Limanıdır”. Pire’nin futbol takımı “ Olimpiakos” renkleri kırmızı beyaz. Beşiktaş’ın da renkleri kırmızı beyazdır. Balkan harbinde takım çok şehit verince renklere siyah eklenmiş.
Yunanistan’ın denizcilik okulları Pirede. Bizim de bir zamanlar “ Denizcilik Okulumuz” Beşiktaştaydı. Ülkenin tek denizcilik okulunu faşist 80 darbesi aldı götürdü. Denizle, denizcilerle neyi paylaşamıyorlardı?
Şimdi diyeceksiniz ki bu Yunanistan veya Yunan hayranlığı nereden çıktı?
Cevabı ışıklar içinde uyusun Bülent Ecevit versin.
“ Sıla derdine düşünce anlarsın Yunanlıyla kardeş olduğunu. Bir Rum şarkısı duyunca gör gurbet elde İstanbul çocuğunu.” Ünlü şarkıcı Demis Roussos “ My Friend the Wind” şarkısını Olimpiakos taraftarlarına armağan etmiş. Bizde de Kayahan’ın “ siyah beyaz bir aşk hikayesi” şarkısına “Çarşı “ sahip çıktı Kayahan da sizin olsun dedi. Ama esas Pireli çocuklara, rüzgarın çocuklarına atfedilen şarkı Dalida’nın söylediği “ Les enfants du Piree” ( Pirenin çocukları ) dır. Rüzgara karşı koşan çocukları anlatır.
Çocukluğumda Göztepe’de çok Rum komşularımız vardı. Çok güzel seviyeli komşulardı. Onlarla büyüdük, yaşadık. 1965 den sonra doğup büyüdükleri, dostlukları paylaştıkları yerlerden çekip gittiler. Önceleri ziyarete sık gelirlerdi. Sonra geliş gidişler azaldı ve bitti. Haliyle bende izleri kalmıştır.
Yeniden Bülent Ecevit’e dönelim.
Gönlümüzde bahar dolusu kopan iyilikler kucak kucak.
Aramızda bir mavi büyü sıcak denizciler Kıyılarında birbirinden güzel iki milletiz
Yunanlıyla kardeş olduğunu sıla derdine düşünce anlarsın.
Düşünüyorum da denizci olduğumuzu Pire’de anladık, yaşadık. Panayot’un tavernasında bir bakıyoruz kocaman kayık tabak kalamar geliyor. Bu karşı masadan .... gemisi kaptanı ve protos mehanikos (çarkçı başı) nın ikramı. Sonra başka bir masadan kocaman bir şişe barbayani (uzo). Balıkçılar Birliği başkanından. Sonra başka bir masadan Greek salad. Karşılık verelim, biz de bir şeyler yollayalım istedik. Panayot hemen müdahele etti “ Siz misafirsiniz racona ters düşer kadeh kaldırın ve teşekkür edin”.

Biz öğrettiği Yunanca ile teşekkür ettik. Önce kadeh kaldırıp “ Sitini yamas” (sağlığınıza) sonra “ efharisto” (teşekkürler ) . Tabii hemen karşılık veriyorlar “ kalosi irtate” (hoş geldiniz) ve arkadan “ yessu Turco” (yaşa Türk kardeş).
Sanki bir sene evvel harp etmiş iki millet değiliz. Yaşadıklarımız denizci dayanışması ve sevgisi. Tahminim buna çok ihtiyacımız var.
Zaman zaman hatırlarım. Dünya gözüyle yeniden gezip görmek isterim. Ama coğrafyamızın kaderi mi, kederi mi bilmiyorum. Edirne ‘den dışarı çıkamıyoruz. Senelerce dünya denizlerinde bayrak gezdirdik. Kılavuz kaptanlık yaptık. Cruise gemilerini yanaştırdık, kaldırdık. Yabancıların gördüğü ilk ve son Türk kılavuz kaptandır. Bir yeşil pasoportu dahi esirgiyorlar. Dedim ya biz denizciler bu ülkede yüzyıllık yalnızlık yaşıyoruz ve yaşamaya devam ediyoruz.
Denizci meyhaneleri dünyanın her yerinde aynıdır. Şili’nin efsane şairi “ Pablo Neruda” bakın ne diyor. “ Sevgili Natali, şu anda bir balıkçı meyhanesindeyim. Seni hatırlıyor ve sana içiyorum. Bil ki bütün sarhoş denizcilerin sana selamı var. yaşamın en aziz dostları denizcilerdir. (Ben burada biraz şüpheliyim) Bu selam da sana yakışır.
Natali Franco tarafından kurşuna dizilen direnişçi “ Katalan kadın”. Neruda, Nazım Hikmet’in yakın dostudur. Ünlü sözüdür “ Nazım şair ise biz neyiz?”
Sırası gelmişken faşist Franco gözünü kırpmadan insanları katlediyor. 19 yaşındaki direnişçi Gomez kurşuna dizilecek. Papaz son sözlerini soruyor. Genç “ Gracias a la vida” teşekkürler hayat der ve askerlerin arasında kurşuna dizileceği alana doğru yürürken aniden durur ve “ VENCEREMOS “ ( Biz kazanacağız) diye haykırır ve ölüme doğru korkusuz adımlarla ilerler. Bizdeki üç fidan gibi.
Neyse, Panayot’un tavernasında şarkılar söylenir. Bir hikaye biter. Sessiz zamanlarda her şey kalır hatıralarda. Bizimkisi böyle bir şey. Bir eski zaman hayatımın içinden. Yılların içinden.
Yazımı Orhan Veli ile bitireyim.
GİDERAYAK
Handan, hamamdan geçtik,
Gün ışığında hissemize razıydık;
Saadetinden geçtik,
Ümidine razıydık;
Hiçbirini bulamadık
Kendimize hüzünler icadettik,
Avunamadık;
Yoksa biz....
Biz bu dünyada değilmiydik. Kaptan
M. Ali SÖKMEN



Yorumlar