ŞEHİR HATLARI GEMİLERİ
- KIVANÇ ERGÖNÜL
- 13 May 2025
- 5 dakikada okunur
Yaklaşık dört senedir, Kadıköy’den gemiye binip Karaköy’e geçmiyordum. Kasım sonu Foça’dan dönüyoruz, İstanbul bana miskinlik hastalığı bulaştırıyor, evde oturuyorum. Yeğenlerim karı-koca Lüksemburg'da yaşıyorlar, İstanbul’a geldiklerinde Galata Port’u ziyaret edip yiyip içiyorlar bana da İstanbul’un yabancısına Galata Port’u anlatıyorlar.
Üç sene şimdi Galata Port olan Karaköy- Salı Pazarı rıhtımlarına zaman zaman draftları fazla geldiği için çürük şatların üzerine cruise gemilerini yanaştırdım- kaldırdım.
Unutulmaz hatıralarım var. çalıştığım vardiya arkadaşlarım, ağabeylerim ışıklar içinde uyusunlar çoğunu kaybettim. Hatıraları benimle yaşıyor. O günler eski Türkiye idi. Bizler bu ülkenin huzurlu ,neşeli ve masum günlerini yaşadık.

Bu sene dayanamadım hadi şu Galata Port’u görelim dedim. Hanım gelemedi misafirleri vardı. Bir gayret evden çıktım, Kadıköy’e kendimi attım. Şehir hatları vapurları diyorlar, yanlış. Şehir hatları gemileri. Vapuru Yunanlılar kullanır ( Vapuri, Limani gibi ) gibi. Kadıköy iskelesi bir alem.
Önce Kadıköy – Eminönü seferleri vardı, şimdi banklarla bölünmüş iskeleden her tarafa sefer var. Karıştırırsanız Eminönü’ne gidecekken Üsküdar’a gidebilirsiniz. Neyse ben karıştırmadım Karaköy gemisine yerleştim. Haydarpaşa Limanını göreyim oradaki hatıralarım canlansın istedim.
Bu arada biraz da heyecanlandım. Haydarpaşa Limanının kuzey-güney mendireklerinin önünden geçerken sisli bir hayal gibi hatıralarım önüme düşmeye başladı. Yanlış hatırlamıyorsam iki mendirek arasında 6-7 m. derinliğinde su vardı. Draftı az olan gemileri iki mendirek arasından sokar Haydarpaşa Limanına yanaşırdık. Bu manevranın adı “ bacak arası manevrası” idi. Bacak arası, futbolda topu rakibin bacaklarının arasından geçirip arkasından dolanmak. Bir yerde çalım atmak.

Liman bomboş, 12 numaralı konteyner rıhtımında sadece kreynler duruyor. Rıhtım adeta küsmüş. 1991 senesinde Haydarpaşa Limanı rekor kırmıştı. Rıhtımdan bir gemi avara edip kalkarken, Ahırkapıdan diğer gemi kılavuz alarak kalkar, kalkan geminin yerine yanaşırdı. O senenin sonunda Liman Müdürü Ziya Kaptan gayretlerimize karşılık bizim vardiyayı Fenerbahçe D.D.Y. tesislerine davet etmiş, emeklerimiz için teşekkür etmişti. Ayrıca çok güzel mesleki sohbet olmuştu.
Hava güzel, hatıralarımın içinde Karaköy’e doğru seyirdeyiz. Karşıdan fıçıya benzer bir şey geliyor. Şaşırdım, yakın geçtik, takip ettim, bizim kalktığımız iskeleye yanaştı.
“ Yeni şehir hatları gemilerindenmiş”. İstanbul’un mutluluğu içinden geçen denizdir. Bu denizin sembolleri, figürleri şehir hatları gemileriydi. Çocukluğumdan itibaren göz aşinası olan ve bizleri kendine alıştıran açık güverte alanları olan “şehir hatları gemileri”. Seyirde kendimizi yolcu değil evimizde eşimizle, dostumuzla sohbet eder havasında yaşamımızdan bir 25 dakika kazanarak mutluluk tadardık. Şimdi insanları bir fıçının içinde adeta hapsetmişler.
Bu fıçı gemiler nereden çıktı?
Cevap hazır: Bu hatta seyahat eden yolcuların anketinden çıkmış. Yani bu hatta seyahat eden yolcuların tercihiymiş. Hep düşünürüm, senelerce bu gemilerde seyahat edenlere sorsak “ Geminin sağ tarafına ne isim- sol tarafına ne isim verilir “ diye 10 kişiden 5 kişi doğru cevap verirse sevinir, mutlu olurum. Daha ilerisi sağ tarafında hangi renk fener – sol tarafında hangi renk fener vardır.
Cevap bence sıfır. Aynı soruları Rotterdam – Anvers’de 10 yaşındaki çocuklara veya her yaştaki kadınlara sorsam cevap 10 da 10 olur. Ama bizim yolcular gemi planlarını seçip, fıçı gemileri tercih ediyorlar. Neyse, denizcilik mesleğinin neresi doğru ki şehir hatları doğru olsun. Bu mesleğin önemli dallarından rasyonel akıl uçup gitmiş. Her şey ranta bağlanmış ve rasyonel aklın yerini almış. Bence fıçı gemilerde bunun uzantısı.

“ Şehir hatları” derken hakkını yemeyeceklerimiz de var. Bir dönem Genel Müdür olan SİNEM DEDETAŞ hanım alışılmışın dışına çıktı. Çürüdü elden çıkaralım, söküme yollayalım denilen gemilere el koydu ve İstanbul’un silüetini korudu.
En başta “ PAŞABAHÇE GEMİSİ”. Paşabahçe ile biraz aşinayım. 1974 yılında Deniz Yedek Subay Okulu, Yassıada da 4 ay kaldım. Hafta sonu izinlerimizde okul gemisi Atak ile Yassıada’dan Heybeliada’ya gelir oradan Paşabahçe gemisiyle Kadıköy’e ulaşırdık. Ada seferi yapan en büyük şehir hatlerı gemisiydi. Gel zaman git zaman bu tarihi gemiyi sefer dışı burakıp eskidi diye Beykoz Belediyesine vermişlerdi.
Belediye başkanı gemiyi batırıp balık yuvasına çevirme fikrini geliştirmiş. İstanbul sevdalısı birkaç kişi bu fikre karşı çıkmış olay beklemeye alınmış. Şehir hatları Genel Müdürü Sinem hanım müdahil oluyor ve Paşabahçe römorkörlerle çekilerek Haliç Tersanesine getirilip bakıma alınıyor. Kısa zamanda; çürüyen saçları değiştiriliyor, makine dairesi komple elden geçiriliyor, accommodation dediğimiz yolcu salonları yenileniyor ve gemi 1952 senesinde İtalya’dan yeni gelmiş gibi İstanbulluların hizmetinde.

Haliç tersanesini de ele almadan geçmeyeceğim. Beş asırlık tarihi tersane yakın zamanda atıl hale gelmişti. Düşünülen, burayı yıkıp yerine AVM yapmakmış. Sağolsun Sinem hanım can kurtaran misali buraya da yetişiyor ve tersane sıkı bir bakımdan geçirilip hizmete sokuluyor. Gemilerin tamir bakım tutumu haricinde küçük boyutlu tekneler inşaatı yapılıyor. Yani bir kadının eli değdi “ her şey çok güzel oldu”. Neyse Karaköy İskelesine gemimiz yanaştı. Çıkarken şöyle bir denize baktım, iskelenin etrafı çöplük. Poyraz ne var ne yok iskelenin önüne yığmış. İşin daha acısı “ müsülaj” yer yer görülmeye başlamış. Havalar ısındıkça geniş alanlar kaplayacak.
“ Bu deniz salyası”. Sonuçta deniz içinde oksijen bitecek, bir dönem 60 çeşit balığın yaşadığı Marmara akvaryumu yüzümüze adeta tükürecek. Dünya alanının %70 i denizdir. Beslenme, ulaşım, sağlık, spor aktiviteleri yönünden kara kadar önemlidir. Denizlerin kirlenmesi bu saydıklarımız içinde insan hayatını, geleceğini etkiler. Kirlenmenin sebepleri karadan olduğu kadar da gemilerden gelen unsurlardır. Bunun içindir ki dünya denizcilik örgütleri çok önemli kurallar getirmişlerdir.
Limana varan ve yanaşan gemilere gelen Port State Control ( Liman denetçileri ) ilk önce çöplerin ilgili konteynerlerde muhafaza edilip edilmediğine ayrıca sintine ve kirli suların nerelere aktarıldığını (barçlara veya diğer kara tesislerine ), açık denizde kimyevi madde kullanılarak arıtılıp denize basıldığı bölgeyi gemi jurnalından kontrol ederler. MARPOL ( The international convention for the prevention of pollution from ship) konvansiyonu ile çevreyi ve denizleri kirletmeyi önlemek için zorunlu teknik ve denetim gerekleri açıklanmış ve uluslararası uygulamasının nasıl yürütüleceği belirtilmiştir.
DENİZ VE ÇEVRE KİRLİLİĞİNİN ÖNLENMESİ Deniz kirliliğinin var oluşunun en önemli unsuru gemilerin çatması, gemi yangınları, patlama ve karaya oturma sonucunda yük ve yakıtın denize akması insan umursamazlığının dışında en büyük faktördür. Denize kıyısı olan ülkelerde çevre koruyucuları KILAVUZ KAPTANLARDIR. Dünya denizlerinde kılavuzluk mesleğinin düzenleyicisi, kontrolü devletin nezaretindedir. Maalesef ülkemizde devlet bu işi rantiyecilere bırakmıştır.
Rantçılar sadece para kazanmayı düşünür. Çevre batmış, gemiler çatmış umurlarında olmaz. Bu dünyanın her yerinde böyledir. Tekrarlayayım : Bugün bütün kapitalist ülkelerde kılavuzluk mesleği hükumetlerin kontrolündedir. Türkiye kurumsal bir dönüşüm yaşıyor. Bu arada iklim kanunu hazırlıkları varmış. Hayırlı olsun. Ormanlar yok edilmiş, maden sahaları açılmış. Denizlerimizi müsülaj basmış. Kanun çıkacak her şey düzelecek !!
Çevreyle ilgili son bir not. Denize atılan plastik şişe 400 senede eriyor. Erimeyenleri balıklara yem oluyor. Biz de afiyetle bu balıkları yiyoruz. Bir yerde plastik yiyoruz. Eh Galata Port’tan başladın nerelere geldin diyebilirsiniz. Bizler fikirlerimizle biraz zamanın ilerisindeyiz. Başlangıç ve sonuç zaman zaman değişiyor. Galata Port maalesef kapalıydı. Gemi olmadığı için kapalıymış. Neyse, yazın yeğenlerim gelince onlardan dinler, öğreniriz.

Galata’yı göremedik ama boşa gitmesin Güllüoğlu’nun “ su böreği” çok güzeldir. Seneler sonra bir tadalım dedim. Güllüoğlu yer değiştirmiş daha doğrusu Karaköy yer değiştirmiş, eski aşina olduğumuz mekanlar yok.
Sora sora Güllüoğlunu buldum. Tophaneye doğru gitmiş, kocaman bir mekan. Ramazandan dolayı içerisi tenhaydı. Maalesef su böreği de yer değiştirmiş, eski tadını bulamadım.
Oktay Akbal ne demişti “ önce ekmekler bozuldu” . Su böreği bozulmuş çok mu....
Bu yazıyı Orhan Veli ile bitirelim.
GEMİ SESİ Garibim;
Ne bir dost var avutacak gönlümü Bu şehirde,
Ne de bir tanıdık çehre;
Bir gemi sesi duymaya görelim, İki gözüm, iki çeşme.
Not: Şiirin orjinali Tren Sesini gemi sesi olarak değiştirdim. Özür dilerim.
MERHABA HÜZÜN 6 Mayıs 1972, ılık bir İzmir sabahı. Atilla İlhan’ın telefonu uzun uzun çalar. Şair yataktan zor kalkar. Karşıdan “ ağabey çocukları astılar” Metin Oktay ünlü futbolcu hıçkırıklara boğuluyordu. Fazla konuşamadı. İlhan zor giyindi. Kendisini sokağa attı. Körfez gemisi iskeleye yanaşmıştı. Gemiye girdi oturdu. Gemi kaç iskeleye uğradı, yanaştı kalktı farkında değildi. Hep düşünüyordu. “ Sert delikanlılardı, güneşten ışık yontarlardı”. Müjganla (kirpik) göz yaşları yüzünü ıslatıyordu. Gözükmeyen bir orkestra “ o mahur besteyi “ çalıyordu. Deniz , darağacına Rodrigonun gitar konçertosunu dinleyerek gitti. Aynı yolun yolcuları Hüseyin , Yusuf tahminim Kazablanka filminin ünlü şarkısı “ As time goes by” söyleyerek gitmişlerdir. Onların üstlerine güneşten yonttukları ışıklar yağıyor. Bizler ..... karanlıklardayız.
Kaptan M. Ali SÖKMEN



Yorumlar